Madde, bilgi ve doğa ile iletişim

Doğadaki bütün maddeye bilginin yüklenmesi ve bunun sonucunda insanın doğayla doğrudan iletişim kurabilmesi düşüncesi, ilk bakışta spekülatif bir gelecek tasavvuru gibi görünse de, aslında ontolojik bir soruya dayanır. Madde nedir ve madde bilgi üretme ya da taşıma kapasitesine içkin midir? Eğer madde salt edilgen, dışsal etkilerle biçimlenen, kendi içsel hareket yasasından yoksun bir varlık olarak kavranırsa, doğayla “iletişim” düşüncesi metafor olmaktan öteye geçemez. Ancak madde, kendi iç çelişkileri, dönüşüm yasaları ve örgütlenme biçimleriyle ele alınırsa; yani diyalektik materyalist bir ontoloji içinde düşünülürse, bilgi maddenin dışsal bir eklentisi değil, onun belirli örgütlenme düzeylerinde ortaya çıkan bir niteliği olarak anlaşılabilir. Bu durumda mesele, maddeye dışarıdan bilinç atfetmek değil; maddenin içsel enformasyonel kapasitesinin tarihsel olarak nasıl açığa çıktığını ve insan pratiği aracılığıyla nasıl genişletilebileceğini kavramaktır.

Diyalektik materyalist ontolojide madde ve hareket

Karl Marx ve Friedrich Engels için madde, bilinçten bağımsız, nesnel bir gerçekliktir; ancak bu gerçeklik donuk değil, sürekli hareket ve dönüşüm içindedir. Engels’in doğa diyalektiği yaklaşımı, doğadaki her varlığın içsel çelişkilerle geliştiğini, nicel değişimlerin belirli eşiklerde nitel dönüşümlere yol açtığını ortaya koyar. Bu ontolojiye göre bilinç, maddenin yüksek örgütlenme biçimlerinden biridir; yani bilinç doğaya dışarıdan eklenmiş bir öz değil, maddenin tarihsel evriminin bir ürünüdür. Bu noktada bilgi, bilinçli öznenin soyut bir üretimi değil, maddenin kendi iç düzenlenişinin belirli bir karmaşıklık düzeyinde kendini yansıtma kapasitesi olarak kavranmalıdır. İnsan beyni, maddenin kendisini bilince çıkaran tarihsel bir aşamasıdır. Dolayısıyla bilginin maddeden ayrı düşünülmesi, diyalektik materyalist ontolojiyle bağdaşmaz.

Bu çerçevede “maddeye bilgi yüklemek” düşüncesi tersinden okunmalıdır: Madde zaten belirli bir enformasyonel yapıya sahiptir; insan pratiği bu yapıyı açığa çıkarır, kodlar, dönüştürür ve yeniden örgütler. Burada dışsal bir ruh atfı değil, içsel bir potansiyelin teknik olarak genişletilmesi söz konusudur.

Bilgi: Maddenin yüksek örgütlenme biçimi

Modern fizikte bilginin maddeden bağımsız olmadığı yönündeki yaklaşımlar, diyalektik materyalist ontolojiyle çelişmek zorunda değildir. John Archibald Wheeler’ın “It from Bit” formülasyonu, fiziksel gerçekliğin enformasyonel temellerini tartışmaya açarken; Rolf Landauer’ın “Bilgi fizikseldir” tezi, bilginin maddi süreçlerden ayrılamayacağını gösterir. Diyalektik materyalist bir okuma açısından bu yaklaşımlar, idealizme kaymadan, bilginin maddi süreçlerin bir momenti olduğunu doğrulayabilir. Çünkü burada bilgi, doğanın dışında bir öz değil, doğanın işleyiş tarzının belirli bir soyutlanma düzeyidir.

Bitkilerin kimyasal ve elektriksel sinyaller aracılığıyla iletişim kurduğunu gösteren çağdaş biyolojik çalışmalar — örneğin Stefano Mancuso’nun araştırmaları — doğadaki canlı sistemlerin zaten bir enformasyon alışverişi içinde olduğunu kanıtlamaktadır. Bu durum, doğayı mekanik atomların yığını olarak değil, çok katmanlı ilişkisel bir ağ olarak düşünmeyi gerektirir. Ancak bu ağ bilinçli öznelik anlamında değil, karşılıklı etkileşim ve düzenleme anlamında iletişim üretir.

Dolayısıyla doğadaki tüm varlıkların birbirleriyle “ilişki kurabildiği” iddiası, mistik bir bütünlükten ziyade, karşılıklı etkileşim yasalarının evrenselliğine dayanır. Diyalektik materyalizm açısından ilişkisizlik ontolojik olarak mümkün değildir; her varlık başka varlıklarla belirlenir ve belirler.

Cansız madde, enformasyon ve ontolojik sınırlar

Taş, su ya da mineral yapılar bilinçli özne değildir; ancak fiziksel durumları ölçülebilir, kodlanabilir ve dönüştürülebilir. Burada önemli olan, özne yüklemesi yapmadan, maddenin durum değişimlerinin bilgi olarak işlenebilir olduğunu kabul etmektir. Eğer insan, teknik araçlarla maddenin mikro düzeydeki durumlarını okuyabiliyor ve bu durumları sembolik sistemlere dönüştürebiliyorsa, ortaya çıkan şey doğrudan bilinçler arası bir konuşma değil; maddi süreçlerin sembolik temsiline dayalı bir iletişimdir.

Bu noktada ontolojik sınır nettir: Diyalektik materyalizm, maddeye aşkın bir bilinç atfetmez; fakat bilincin maddeden doğduğunu kabul eder. O halde gelecekte doğanın her noktasının sensörler, nano-teknolojik aygıtlar ve yapay zekâ sistemleriyle donatılması, doğayla bütünsel bir veri alışverişi ağının kurulmasını mümkün kılabilir. Bu, doğanın “konuşması” değil; doğanın süreçlerinin insan bilincine daha doğrudan tercüme edilmesidir. İletişim burada sembolik ve teknik bir dolayımla gerçekleşir.

Doğa ile iletişim ve insan-merkezcilik sorunu

Bu perspektif, insan-merkezci ontolojiyi dönüştürür. Eğer insan, doğanın en yüksek örgütlenme biçimlerinden biri olarak doğayla bütünsel bir veri alışverişi ağı kurabiliyorsa, bu insanın doğa üzerinde tahakküm kurmasını değil, doğayla uyumlu planlama yapmasını gerektirir. Diyalektik materyalist ontoloji, doğayı fethedilecek bir nesne değil, içinde yer aldığımız bir süreç olarak görür. Bu nedenle doğayla kurulacak gelişmiş enformasyonel ağ, ekolojik planlamanın maddi temelini oluşturabilir. Eğer doğanın tüm süreçleri anlık olarak izlenebilir ve yorumlanabilirse, üretim süreçleri doğanın ritmine göre düzenlenebilir. Böylece yabancılaşma yalnızca insanın emeğine değil, insanın doğayla ilişkisine dair de aşılabilir.

Enformasyonel diyalektik

Sonuç olarak, doğadaki tüm maddeye bilgi yüklenmesi fikri, mistik bir panpsişizm olarak değil; maddenin içsel enformasyonel kapasitesinin teknik ve tarihsel olarak açığa çıkarılması şeklinde anlaşılmalıdır. Diyalektik materyalist ontoloji açısından bilgi, maddenin yüksek örgütlenme düzeylerinde ortaya çıkan bir özelliktir; insan pratiği bu özelliği genişletir, yoğunlaştırır ve ağlaştırır. Gelecekte doğayla kuracağımız “iletişim”, bilinçler arası metafizik bir konuşma değil; maddi süreçlerin bilinçli planlama sistemlerine doğrudan bağlanması olacaktır.

Bu perspektif, hem ontolojik hem de politik olarak radikaldir: İnsan, doğanın efendisi değil; doğanın kendi kendisini bilinç düzeyine çıkardığı tarihsel bir momenttir. Doğa ile iletişim, aslında doğanın kendi iç hareketinin daha bilinçli bir aşamaya ulaşmasıdır.


© sendika.org