Karadeniz’in atmacaları ve Punch maymun
“Herkes için” CHP’li Artvin Milletvekili Tahsin Ocaklı ve Halk TV program sunucusu Serhan Asker’in kamuoyuna sunduğu, ardından AKP Milletvekili Faruk Çelik’in yasa teklifiyle desteklediği düzenleme, kuşlara yönelik zulmü meşrulaştırma girişimidir. Atmaca avını ve devamında zincirleme biçimde sürecek kuş sömürüsünü yasallaştırmak; ne spordur ne de geleneği yaşatmaktır. Çünkü gelenek dediğimiz kültürel miras; insanı, doğayı, hayvanı ve ekolojiyi koruyan, geliştiren ve değer katan pratiklerden oluşur. Acıyı, korkuyu ve köleleştirmeyi meşrulaştıran uygulamalar gelenek olamaz. Kızıl sırtlı örümcek kuşunun sopaların ucuna ayaklarından iple bağlanması, gözlerinin kapatılması ve korku içinde sallanarak atmacaya yem edilmesi; bir kültür değil, bir türün sistematik biçimde köleleştirilmesi ve işkenceye maruz bırakılmasıdır.
Türlerin spor, gelenek ya da başka adlar altında esarete mahkûm edilmesi; nerede ve hangi gerekçeyle olursa olsun kabul edilemez. Tüm dünyayı duygulandıran, Japonya’da annesi tarafından terk edilen Punch maymunun hikâyesi hâlâ hafızalardayken; hemen yanı başımızda, deresine, doğasına, kurduna kuşuna sahip çıktığı için ağır bedeller ödeyen Karadeniz halkının ekolojisi yeni bir saldırıyla karşı karşıyadır. Bu saldırı; atmacaların, kızıl sırtlı örümcek kuşlarının, bıldırcınların ve bütün bir ekolojik dengenin ölüm zincirine dönüştürülmesidir. Milletvekili duyarlılığı adı altında, televizyon ekranlarında sanatçı güzellemeleriyle “spor” ve “gelenek” olarak pazarlanan şey; gerçekte türlerin ve doğanın yağmalanmasıdır. Doğa, insanın tahakküm alanı değil; birlikte var olduğumuz yaşam alanıdır. Zulmü yasalaştırmak, onu meşru kılmaz.
Her canlının kendi doğallığı içinde hayatlarını sürdürmeleri insan dışı canlıların onlara bir lütfu değil türlerin doğuştan gelen haklarıdır. Japonya’da maymun Punch’ın acıklı hikayesine ağlayıp ülkemizde atmacaların ve diğer kuşların esaretine ses çıkarmamak düşünülemez. Punch’ı köleleştiren sistemle atmacaları köleleştiren sistem arasında herhangi bir fark olmadığı gibi her iki canlının yaşadığı korku endişe ve tutsaklık arasında bir fark yoktur.
Kapitalizmin hayvan sevgisi ve duyarlılığı türler üzerinden sürdürdüğü sömürüyü derinleştirmek ve onlara acı çektirmekten başka bir şey değildir. İnsan dışı türler markalaştırılıp köleleştirilirken türlerin yaşadığı acı ve vahşet her türlü iletişim araçları vasıtasıyla pazarlanabiliyor. Türleri köleleştirmek doğalarından koparmak geçim kapısı adı altında normalleştirilebiliyor. Kapitalist sistem viral olanı markalaştırıp piyasaya sürme konusunda ışık hızıyla davranıyor. Oysa köleleştirilen sadece kuşlar, ormanlar, ağaçlar değil bizzat toprağın köleleştirilmesiyle başlayan bu zincirde insanda köleleştirilmiş oluyor. İnsanın doğayla birlikte olan yaşam bağı kesilerek insandan tüketimden başka her şeye yabancı bir varlık elde ediliyor.
Karadeniz’in ihtiyacı başta atmacalarının, kuşlarının ve ekolojisinin köleleştirilmesi değil fındığının, çayın gerçek değerinin bulmasıdır. Yağmalanan derelerinin özgür akmasıdır. Kirlenen denizinin temizlenmesidir. Sahilinin dolgulardan kurtarılmasıdır. Bozulan ekolojisinin düzeltilmesidir. Çağrımız türlerin özgürce kendi doğasında yaşamasını savunan tüm insanlaradır. Kuşuna ormanına derene sahip çık. Ormanlar dereler her zaman iş makineleri ile yok edilmezler. Bazen de adına spor denilen başka türlerin yaşam hakkını elinden alarak o türleri ve ekolojisini seyir adı altında köleleştirerek yok edilir.
Bırakın atmacalar özgür uçsun.
Bırakın kızıl sırtlı örümcek kuşları özgür ötsün.
Rusya’dan kalkıp Karadeniz’i uçarak ve dinlenmeden geçen ve ülkemiz kıyılarına yorgun bitap düşen bıldırcınlar uçuşlarına devam etsinler.
