menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

12 Eylül'den 46 yıl sonra: Darbenin gölgesinden neoliberal düzenin gerçekliğine

15 0
12.09.2026

12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'nin üzerinden 46 yıl geçti. Fakat 12 Eylül, yalnızca tarihin belirli bir gününde gerçekleşmiş askerî bir müdahaleden ibaret değildir. Süreci yalnızca tankların sokağa çıkması, parlamentonun kapatılması, siyasi partilerin yasaklanması, sendikaların susturulması ve binlerce insanın gözaltına alınması üzerinden okumak, meselenin yalnızca yüzeyde kalan kısmını değerlendirmek olur. 12 Eylül'ü anlamak için daha derine inmek gerekir.

Çünkü 12 Eylül, Türkiye kapitalizminin yapısal krizinin ortasında ortaya çıkan sınıfsal bir yeniden yapılanma operasyonudur. Bu nedenle 12 Eylül'ün gerçek bilançosu yalnızca işkencehanelerde, cezaevlerinde, idam sehpalarında veya yasaklanan örgütlerde aranamaz. Asıl bilanço; emeğin örgütlülüğünün zayıflatılmasında, ücretlerin baskılanmasında, sermayenin hareket alanının genişletilmesinde, sosyal devletin tasfiyesinde, sendikal hakların budanmasında ve Türkiye toplumunun neoliberal kapitalizmin ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirilmesinde aranmalıdır.

12 Eylül ile 24 Ocak 1980 ekonomik kararları arasındaki ilişki, Türkiye'nin neoliberal dönüşümünün temel tartışma başlıklarından biridir.

Sınıfsal mücadele ve hegemonya krizi

1970'li yılların Türkiye'si yalnızca siyasal istikrarsızlıkların yaşandığı bir dönem değildi; aynı zamanda işçi sınıfının, gençliğin, köylülüğün, kamu emekçilerinin ve kent yoksullarının siyasallaştığı, sendikal örgütlenmenin ve toplumsal muhalefetin güç kazandığı bir dönemdi. İşçi sınıfı yalnızca ekonomik talepler ileri sürmüyor, giderek siyasal bir özne hâline geliyordu. Grevler, direnişler, fabrika işgalleri, öğrenci hareketleri ve sendikal mücadeleler kapitalist düzenin sınırlarını zorluyordu.

Burjuvazi açısından sorun yalnızca hükümetlerin istikrarsızlığı değildi. Temel mesele, mevcut ekonomik ve siyasal düzenin sermaye birikiminin ihtiyaçlarını karşılayamaması ve emekçi sınıfların mücadele kapasitesinin yükselmesi idi. Başka bir ifadeyle 1970'lerin sonunda Türkiye, ciddi bir hegemonya krizinin içindeydi.

Gramsci'nin kavramsallaştırması ile söylersek, egemen sınıf yalnızca zor kullanarak toplumu yönetmekte zorlanıyor, toplumsal rızanın yeniden üretilmesinde de ciddi sorunlar yaşıyordu. Bu nedenle 12 Eylül'ü yalnızca "ordunun yönetime el koyması" şeklinde açıklamak eksiktir. 12 Eylül, devlet aygıtının sınıfsal güç ilişkilerini yeniden düzenlediği tarihsel bir dönüm noktasıdır.

Neoliberal dönüşümün siyasal kaldıracı

12 Eylül'den sekiz ay önce ilan edilen 24 Ocak 1980 kararları, Türkiye ekonomisinin ithal ikameci modelden dışa açık, ihracata dayalı ve piyasa merkezli bir yapıya evrilmesinin kritik bir aşamasıdır. Ancak bu program ile toplumsal gerçeklik arasında ciddi bir çelişki vardı: ücretleri baskılayan, kamu harcamalarını sınırlayan ve sermaye birikimini önceleyen bir modelin, güçlü bir işçi hareketinin bulunduğu bir ortamda uygulanması mümkün değildi.

İşte 12 Eylül tam bu noktada devreye girdi. Askerî rejim; grevleri yasakladı, sendikal faaliyetleri sınırlandırdı, toplu pazarlık mekanizmalarını etkisizleştirdi,........

© sendika.org