İşe yaramayan bir jenerasyon oluşturuldu! Ara elaman yetişmiyor!
Samsun Kent Haber köşe yazarı Osman Kandıra, farklı başlıklarda gündemi yazdığı köşe yazısında, "Gençler yasa dışı faaliyetlere özenmeye başladı! İşe yaramayan bir jenerasyon oluşturuldu! Ülkede ara elaman yetişmiyor! Ülkücüler eğitimden geçmeli? Müfredat değişmeli" dedi.
Değerli dostlar, her insanın bir hayali, ömrünü adadığı veya gerekirse yolunda gözünü kırpmadan ölüme hazır olduğu bir ideali, bir davası olmalıdır. Aslında bu tarzda adanmışlık duygusu, insanların çoğunda vardır. Fakat bu adanmışlığın kişilere göre farklılık gösterdiği, bilinen bir şeydir.
Kimi ailesi, kimi işi, kimi parası, kimi hepsi için canı pahasına çırpınır durur. Ama bir de dava adamlığı vardır ki, kendi onuru; imanı, vatanı, bayrağı ve milleti için özdeşleşmiş ve bu değerleri uğruna malı ve canını ortaya koyarak yaşamayı kendine kader saymış serdengeçtiler, Allah yolunun yolcuları.
İşte bu yolculuk, gerçek bir ülkücünün manifestosunun tecelli ettiği yoldur. Bu uzun ve çileli bir yoldur. Bu yolda varılacak her menzil bir Kızıl Elmadır. Bu yolda yürümüş ve şehit düşmüş binlerce serdengeçti, geride bırakmış olduklarını hiç düşünmemiş, gözünü kırpmadan Rahmet-i Rahman'a yürümüştür. Rabbimiz tüm şehitlerimize rahmet eylesin.
Ülkücülük herhangi bir siyasi partiye mensubiyetten daha öte bir şeydir. Milletçe el ele ve birlik olmanın gereği de, bu cümleden okunmalıdır. Eğer bizler bu duygu ve bağlılık yoğunluğunu, gözyaşları ile yaşamadan sadece onaylarken, farklı emeller peşinde koşarsak, ülkücü değil ancak ülkücü adayı olabiliriz. Ülkücü olmak çok başka bir şeydir, adayı olmak başka. İşte bilge liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin "Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben" özdeyişi de böyle okunmalıdır.
Ülkücü, davası için, asla menfaat gözetmeksizin, bu kutlu yolda çileye talip olmuş insandır. Kendini "ben hangi noktadayım" diyerek test etmek isteyen için bu bir terazidir, mihenk taşıdır. Kimin kaç ayar olduğu burada belli olur. Batı hayranlığı ve şakşakçılığı ile, milletimiz malesef ciddi bir dejenerasyon sürecindedir. Bu süreci geride bırakarak, sıyrılıp çıkmak elzemdir. Kendi devletini; daha yüz yıl önce işgal ederek soykırım, işkence ve tecavüzler gibi iğrenclikler yapmış batılı devletlere, kendi devletini şikayet ederek medet umanların, LGBT gibi sapıklıkların milletimize normal gibi gösterenlerin koltuk hırsı ile nerelere nasıl savrulduğunu ibret, hayret ve dehşetle izliyoruz.
Prof. Dr. Osman Turan'ın "Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi" kitabında da anlatılan Oğuz atamız Tonyukuk'un dediği gibi, "Ey Türk! Titre ve kendine dön" veciz sözü, bugün de geçerliligini aynen korumaktadır. Bugün içinde bulunduğumuz dünya konjonktüründe Türk Milleti uyanmak, titremek ve kendine dönmek zorundadır.
MHP yöneticilerimiz, üyelerinden mahalle yöneticilerine, il ve ilçe yöneticilerine, tepeden tırnağa bu bilinç ve heyecanı taşımak zorundadır. Değilse eğitilmelidir. Bu bizim şahsen hayalimizdir, olmazsa olmazımızdır. Hani Rabbimiz yüce kitabımızda özetle, "Ya eyyühellezine amenu, eminune" (Ey iman edenler, iman edin Nisâ. 136) buyuruyor ya. "Titre ve kendine dön" vecizesi de ayeti hatırlattı.
Ülkücü teşkilatlarda görev almak bir yüktür ve o yükü taşımaktır, çile çekmektir, yerine göre yememek, içmemek ve uyumamaktır. Ülkücüyüm demek çileye talip olmak demektir. Hasret yaşamaktır. Vatan ve millet sevdalısı olup savaşını vermektir. Yerine göre, kadife kaplı çelik yürek olmaktır. Bükülmez bilek olmaktır. Bu çileli yolda yufka yürekliler olmaz, olamaz. Bu vb. nedenlerle ülkücü teşkilatlarda, görev istenmez verilir. Göreve talip olan, çileye talip olmuş demektir. Biz böyle ülkücülere de, koca yürekli serdengeçtiler diyoruz. Ne mutlu serdengeçtilerimize. Rabbimiz muvaffak eylesin.
Ülkücü teşkilatlar çok ciddi bir eğitimden geçmelidir derken, eğitim sistemimize değinmezsek olmaz.
Laiklik gerekçesiyle 28 Şubat faciasından sonra, zaten kötü olan sistem daha da kötü oldu. 28 Şubatçıların amacı da zaten buydu. Laiklik bahane idi. Ülke elden gitmedi, İran'da olmadık. Sayın Özgür Özel'in dediğinin aksine, 2023 hedefinden sonra kadınlar araç kullanamayacak demişti, kadınlar araç kullanıyor. Bu eğitim sistemi ile, evde bilgisayarı ile oyun oynayan ev gençleri türedi. Yüksek okul okumak, işsiz ve hiç bir işe yaramayan bir jenerasyon oluşturdu ve ülkede ara eleman yetişmiyor.
Bir nesil sonra tarım yapacak insan yok. Yönünü bulamayan bu işsiz gençlik ise, yasa dışı faaliyetlere özenmeye başladı. Çok acil bir şeyler yapılmalıdır. İlk okuldan sonra mesleğe yönlendirici, sistemler de olmalıdır. İmam Hatip mezunları, din bilgisi öğretmenliğine hazırlanmalı ve ilkokuldan sonra, okullarda Kur'an'ın anlamı zorunlu olarak, lise bitene kadar okutulmalıdır.
İnanmak zorunlu değil! Müfredat değişmelidir. Zira sistemli bir şekilde, hem ülkemiz hem, dinimiz saldırı altındadır. Zira 4000 yıl önceki değiştirilmiş Tevrat ile 2000 yıl önceki değiştirilmiş İncil'e çağ dışı demiyen ve saygı duyan insanlar, 1500 yıl önce gelen ve hâlâ sırrı çözülemeyen Kur'an'a çağ dışı diyorsa, bu açık bir saldırıdır.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in dediği gibi "Ülkücü müslümandır, güzel ahlaklıdır" Böyle olmak zorundadır. Başta ABD olmak üzere batılıların hedefinde Ülkü Ocakları'nın olması boşuna değildir.
Ülkücü taşra teşkilatlarında, eğitim gönüllüleri seferber edilmelidir. Ülkücü, oturup kalkmayı, konuşmayı, gündemleri değerlendirebilmeyi, hitabeti, protokol kurallarını vs. bir çok konuda, bilgi sahibi olmalıdır. Toplum içinde seçkin kişi olmalıdır. Bu eğitimler İl yönetimleri koordinesinde, tüm ilçelerde yapılabilir. Bu konudaki detaylar nezdimizde olup, aşkımızı, hayalimizi dile getirdik. Sürçü lisan ettiysek affola.
