Savaşların doğası değişti! Sahte bayrak operasyonu ve Ortadoğu

Savaşların doğası değişti! Sahte bayrak operasyonu ve Ortadoğu! Savaşların da doğası değişti. Savaşlar yalnızca patlamalarla, tanklarla, uçaklarla veya füzelerle başlamıyor. Çoğu zaman savaşların ilk kurşunu bir anlatıdır.

Bir suçlama.Bir görüntü.Bir haber.

Ve bazen bir saldırının kendisi değil, o saldırının kime ait olduğuna dair kurulan hikâye savaşın kaderini belirler.

Uluslararası literatürde bunun adı false flag, yani sahte bayrak operasyonudur.

Bir devletin ya da bir aktörün, başka bir aktör gibi davranarak gerçekleştirdiği eylem. Amaç bellidir: bir krizi tetiklemek, bir savaşa meşruiyet üretmek veya kamuoyunu yönlendirmek.

Bu yöntem yeni değildir. Tarihin karanlık sayfalarında sık sık karşımıza çıkar.

Ancak bugün, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, bu yöntemin günümüz savaşlarının en kritik araçlarından biri hâline geldiğini gösteriyor. Sahte bayrak operasyonlarının kökeni deniz savaşlarına kadar uzanır. Savaş gemileri düşmanı yaklaştırmak için başka bir ülkenin bayrağını çekerek yaklaşır, ardından gerçek kimliğini göstererek saldırıya geçerdi.

Bugün yöntem değişti ama mantık aynı kaldı.

20. yüzyılın en tartışmalı olaylarından bazıları bu kategoriye girer.

1964’teki Tonkin Körfezi olayı ABD’nin Vietnam Savaşı’na girmesine kapı araladı.1967’de USS Liberty gemisine yapılan saldırı hala tartışılmaktadır. Daha geriye gidildiğinde, II. Dünya Savaşı öncesinde Nazi Almanyası’nın Gleiwitz provokasyonu da benzer bir mekanizmanın parçasıydı.

Bütün bu örneklerin ortak noktası şudur:

Kamuoyu, olayın gerçekliğini sorgulayacak zamana sahip olmadan bir hikayeyi kabul eder. Ve o hikâye, savaşın gerekçesine dönüşür. Bugün Ortadoğu’da yaşanan gerilim, bu yöntemlerin yeniden devreye girdiği bir döneme işaret ediyor.

İran, İsrail ve ABD arasındaki rekabet yalnızca askeri bir mücadele değildir. Aynı zamanda bir hikaye savaşıdır.

Bir taraf saldırıların önleyici olduğunu söyler. Diğer taraf bunun rejim değişikliği operasyonu olduğunu iddia eder. Bir taraf meşru müdafaadan bahseder.Diğer taraf provokasyondan.

Gerçek ise çoğu zaman bu anlatıların arasında kaybolur.

Ortadoğu’daki askeri doktrinlere bakıldığında bu tablo daha net anlaşılır.

İsrail’in güvenlik doktrini, tehditleri büyümeden ortadan kaldırmayı hedefleyen önleyici saldırı stratejisine dayanır. İran, doğrudan konvansiyonel savaş yerine asimetrik ve vekâlet savaşlarını tercih eder. ABD ise bölgedeki güvenlik mimarisini üsler ve ittifaklar üzerinden kurar.

Bu üç yaklaşım aynı coğrafyada kesiştiğinde ortaya çıkan tablo kaçınılmaz olarak bir gölge savaş hâlini alır.

Günümüz savaşlarının en tehlikeli unsurlarından biri fog of war, yani savaş sisi olarak adlandırılan durumdur.

Radar hataları.Yanlış istihbarat.Yanlış yorumlanan sinyaller.

Bunların her biri, tek başına bir krizi tetikleyebilir.

Fakat tarih bize gösteriyor ki bazen bu hatalar gerçekten hata değildir.

Bir drone saldırısı.Bir enerji tesisine sabotaj.Bir askeri üssün vurulması.

Bunların hangisinin gerçek saldırı, hangisinin provokasyon olduğunu anlamak çoğu zaman haftalar hatta yıllar alır. Ama kararlar genellikle saatler içinde verilir.

İşte bu yüzden sahte bayrak operasyonları günümüz savaşlarının en tehlikeli araçlarından biridir. Ortadoğu’nun bugünkü haritasına bakıldığında çatışmanın yalnızca iki ülke arasında olmadığı görülür.

Körfez ülkeleri ABD askeri üslerini barındırıyor.Doğu Akdeniz, enerji rekabetinin yeni merkezi hâline geldi.Irak ve Suriye uzun süredir vekâlet savaşlarının dünyadaki merkezi.Kafkasya ise İran, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki hassas dengenin bulunduğu bir bölgedir.

Bu geniş satranç tahtasında bir olayın etkisi hızla sınırların ötesine taşabilir.

Bir füze yalnızca hedefini vurmaz.Bir hikayeyi de tetikler.

Büyük güçlerin çatışmalarında en kırılgan konumda olanlar genellikle orta ölçekli devletlerdir.

Sınır ülkeleri.Enerji hatlarının geçtiği ülkeler.Askeri üs barındıran ülkeler.

Bu ülkeler çoğu zaman çatışmanın tarafı olmadan, çatışmanın merkezinde kalabilir.

Ortadoğu ve Kafkasya hattına bakıldığında Türkiye ve Azerbaycan gibi ülkelerin jeopolitik konumu bu açıdan son derece kritiktir.

Bir yanlış hesaplama.Bir provokasyon.Bir manipüle edilmiş olay.

Bunların her biri bölgesel dengeleri hızla değiştirebilir.

İsrail’in başlattığı ve ABD’nin katılmak zorunda kaldığı son İran saldırıları da öyle değil mi?

Hele ki sahte bayrak operasyonlarının zirve yaptığı bu dönemde;

İran, İsrail ve ABD askeri üsleri olan Körfez ülkelerine füzeler ile karşılık veriyor. Bazı menşei veya gönderildiği yer bilinmeyen füze ve dronlar ise sanki İran saldırısı gibi gösterilmeye çalışılıyor.

İngiltere Savunma Bakanlığı, Güney Kıbrıs’taki askeri üssüne yapılan saldırı ile ilgili; “Üssü hedef alan Shahed tipi drone İran’dan fırlatılmadı.” dedi.

Nahçıvan’a düşen iki dronla ilgili İran;“Eğer Azerbaycan’ı vurmak isteseydik bunu küçük bir drone ile yapmazdık.” dedi.

İran, bölgesel saldırılar hakkında;“Bazı saldırılar İran’ı suçlamak için düzenlenen provokasyon olabilir.” dedi ve ekledi: “İran saldırı yaparsa bunu açık şekilde yapar. Gizli veya küçük çaplı provokasyonlara ihtiyaç duymaz.”

Suudi Arabistan’daki Aramco tesisine yapılan drone saldırısı ile ilgili İran medyası; “Aramco’ya yapılan saldırı İsrail tarafından gerçekleştirilen bir false flag operasyonudur.” yazdı.

Hatay’a düşen füze ile ilgili İran Silahlı Kuvvetleri; “Türkiye’yi hedef almadık. Türkiye’nin egemenliğine saygı duyuyoruz.” dedi.

Şimdilik vakalar füze, drone ve sabotajlar seviyesinde ama şimdiden sahte bayrak olayları bu seviyedeyse, olası bir kara harekatında neler olabileceğini düşünmek bile insanı geriyor.

Ve bu olayların algı zemini, sosyal medya ağlarında ve ana akım medyada yapılmaya ve tek kaynaklı haberler servis edilmeye devam ediyor.

Bugün savaş yalnızca sahada değil, sosyal medyada da yürütülüyor.

Bot ağları.Manipüle edilmiş görüntüler.Dezenformasyon kampanyaları.

Bunların hepsi modern savaşın araçları hâline geldi.

Bir saldırının görüntüsü dakikalar içinde dünyaya yayılabiliyor.

Ama o görüntünün gerçekliği çoğu zaman aylar sonra ortaya çıkıyor.

Bu nedenle modern savaşın en önemli cephesi artık algı yönetimi.

Ortadoğu’nun tarihi bize bir gerçeği defalarca gösterdi.

Büyük savaşlar çoğu zaman büyük kararlarla başlamaz.

Küçük olaylar zincirleme reaksiyonlar yaratır.

Bir saldırı.Bir misilleme.Bir suçlama.

Ve bir anda bütün bölge bir yangının içine sürüklenir.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler tam olarak böyle bir sürecin işaretlerini taşıyor.

Bu nedenle belki de en kritik soru şu:

Gerçekten savaş mı başlıyor, yoksa savaşın hikayesi mi yazılıyor?

Çünkü tarih bize şunu öğretir:

Savaşlar çoğu zaman ilk kurşunla başlamaz.Savaşlar, o kurşunun kime ait olduğuna dair hikayeyle başlar.


© Samsun Kent Haber