İran'daki savaş Türkiye'ye sıçrar mı? Türkiye için asıl risk ne?

Bu savaş Türkiye’ye sıçrar mı? Risk var mı? Göç olur mu? Türkiye için asıl risk ne? Samsun Kent Haber köşe yazarı Hüseyin Kurt İran'daki savaşı yazdı.

İran’a Müdahale, Bölgeye Mesaj: Türkiye İçin Asıl Risk Ne?

Ortadoğu’da bir kez daha harita masaya yatırıldı. Bu kez tankların gölgesinde değil, doğrudan liderlik merkezine yapılan bir “baş kesme” operasyonuyla.

İran’ın siyasi ve askeri omurgasının hedef alınması yalnızca bir ülkeye yönelik askeri hamle değildir. Bu, bölgesel güç mimarisini yeniden düzenleme girişimidir.

Asıl sorulması gereken soru şu belki de: Bir rejimin tepesini vurmak o rejimi çökertir mi?

Tarih bunun cevabını defalarca verdi.Irak’ta Saddam gitti, istikrar gelmedi.Libya’da Kaddafi devrildi, devlet dağıldı.Suriye’de rejim hedef alındı, sonuç bölgesel yangın oldu.

Dış müdahale çoğu zaman rejimleri zayıflatmaz; tam tersine, içerde bütünleştirir. 

İran’da da bugün gördüğümüz tablo, ani bir çöküşten ziyade askeri vesayetin güç kazandığı bir sertleşme sürecidir. İran’ın komuta zinciri sarsıldı. Fakat İran devleti hala ayakta.

Devrim Muhafızları’nın ağırlığı artıyor. Sivil-dini denge güvenlik merkezli bir modele kayıyor. Bu tablo rejim değişikliğinden çok davranış değişikliğine işaret ediyor.

Asıl kırılma ise askeri değil, ekonomik cephede yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması, petrol fiyatlarının sıçraması, üretim maliyetlerinin artması...

Savaş artık tankla değil tankerle büyüyor. 

Enerji fiyatı üzerinden küresel sistem baskılanıyor. Bu, sadece İran-İsrail hattı değil, küresel ekonomi savaşıdır.

Peki ya Türkiye!Bu savaş Türkiye’ye sıçrar mı?

Mevcut tablo, doğrudan askeri sıçrama ihtimalinin düşük olduğunu gösteriyor. İran’ın Türkiye’ye misilleme yapması rasyonel değil. Türkiye’nin çatışmaya taraf olması için de ortada zorlayıcı bir askeri eşik görünmüyor. Savaş Türkiye’yi içine çeker söylemi, daha çok psikolojik harp atmosferi üretmeye yarıyor.

Ancak risk yok değil. Aslında risk askeri olarak doğrudan değil, dolaylıdır.

Sınır güvenliği, göç ve enerji!

İran’daki otorite zayıflarsa, PKK/PJAK hattında hareketlilik artabilir. Güvenlik boşluğu doğrudan Türkiye’nin doğu sınırına yansır. Şu an göç anlamında kitlesel akış yok. İranlılar asla Suriyeliler veya Iraklılar gibi değil. Ama ekonomik çöküş ve iç karışıklık tetiklenirse, batıya yönelen insan hareketliliği kaçınılmaz olur.

Hürmüz’ün kapanması Türkiye’nin enerji faturasını artırır. Enflasyon baskısı yükselir. Ekonomik kırılganlık derinleşir. Hal böyle olunca Türkiye’yi zorlayacak olan füze değil, fiyat olacaktır.

Bu noktada esas mesele Türkiye’nin nasıl bir pozisyon alacağıdır. Türkiye, çatışmanın tarafı mı olacak yoksa dengeleyici mi kalacak?

Soğuk Savaş döneminde Türkiye, hem Sovyetler Birliği ile ekonomik ilişkiler kurabiliyor hem de Ortadoğu’daki krizlerde taraf olmamayı başarabiliyordu.

Arap-İsrail denkleminde diplomatik denge politikası izlenebiliyordu. Bugün de benzer bir stratejik akla ihtiyaç var. Özellikle üsler, hava sahası ve radar sistemleri konusu hassas eşiktir.

Türkiye’nin tesislerinin saldırgan aktörler tarafından kullanılmayacağını açık ve net biçimde ilan etmesi, hem caydırıcılık hem tarafsızlık açısından kritik olabilir.

Bu coğrafyada uzun vadeli olan komşularımız olduğu gibi  geçici olan da ittifaklardır.

Uzun vadeye baktığımızda daha tehlikeli bir ihtimal beliriyor! Bu, İran’ın zayıflaması ve parçalanma riskinin artmasıdır.

Etnik olarak ortaya çıkacak güç boşluğu yalnızca İran’ı değil, tüm komşu ülkeleri etkiler. İran’ın dağılması en çok sınır ülkelerini yakar.

Bu nedenle mesele İran’ın güçlenmesi ya da zayıflaması değildir. Mesele, bölgesel denge boşluğu oluşup oluşmayacağıdır. Güç boşluğu, radikal örgütleri ve vekil savaşları beslerki PKK uzantısı PJAK, PKK ilişkili Beluç yapılar ve IŞİD’i bölgede çatışma halinde görmek an meselesi.

Türkiye için doğru strateji soğukkanlı denge politikası olmalıdır. Tapılacak olan sınır güvenliğini sağlamak, enerji arzını çeşitlendirmek, diplomatik kanalları açık tutmak ve taraf olmadan caydırıcı kalmak.

Ortadoğu yeniden şekillenirken Türkiye’nin asıl sınavı da budur. Ateş çemberine kapılmak mı, yoksa soğukkanlı bir devlet refleksi göstermek mi?

Tarih, kriz anında aklını koruyan devletleri ayakta tutar.


© Samsun Kent Haber