Dönüşümün eşiğinde bir şehir

Bir şehir “Kentsel Dönüşüm” sürecini en verimli, en yaşanabilir şehirler için nasıl tamamlar? Bildiğiniz üzere bu köşede amaçladığım; bu soruyu daha fazla sorup daha fazla çözüm üretmeye çalışmak…
Yalnızca binaları yenileyerek dönüşüm olur mu? Sadece yeni kamu alanları, yollar yaratarak? Yoksa kentsel dönüşüm projelerinde; teknik unsurlara fazla odaklanıp, görünmeyen katmanlarda; insanlarda, ilişkilerde, hafızada, sokak aralarında sessizce biriken hikâyeleri atlıyor muyuz?
Kentsel dönüşüm uzun zamandır teknik bir mesele gibi konuşuluyor. Metrekareler, emsaller, projeler, raporlar… Oysa şehirler sadece bunlardan ibaret değil. Şehir; bir annenin çocuğuyla yürüdüğü kaldırım, bir esnafın sabah açtığı kepenk, bir yaşlının oturduğu bank, bir gencin fotoğrafını çektiği köşe… Kısacası şehir, yaşamın kendisi.
Bu yüzden kentsel dönüşümde; sosyal yapı, kültür, bellek ve insan hikâyeleri de korunarak süreç yönetilmelidir. Çünkü dönüşüm, sadece mekânı değil, hayatı yeniden kurma sürecidir.
Tam da bu noktada şunu sorduk: Sanatla tekniği bir araya getirirsek ne olur?
Fotoğraf, mimarlık, şehir planlama ve kentsel dönüşüm aynı zeminde buluşursa, bir şehri nasıl anlatabiliriz? Sayılarla değil de imgelerle… Planlarla değil de duygularla… Raporlarla değil de hikâyelerle…
Kentsel........

© Samsun Gazetesi