We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Zenginlik yanılsamasından barış yanılsamasına

4 0 0
17.02.2021

Görünenin ardındakini görmek

Montesquieu söylemiş olmalıydı; “Ticaret adetleri yumuşatır, halkları birbirlerine yakınlaştırır” diye ama neredeyse iki yüzyıl sonra Marx kıyasıya eleştirecektir bu tezi; “mübadelenin doğasında eşitsizlik vardır, sömürü ticaretin bizzat yapısında gizlidir” diye yazacaktır.

Ticaretin ister istemez bireysel çıkar arayışını meşrulaştırarak insanlar arasındaki barışa, gerçek dostluğa engel olacağı anlamına gelen bu düşünce, çok da görmezden gelinecek bir tez olmayacaktır. Hatta ilave edilip denilebilecektir ki; mübadele şiddet kışkırtıcısıdır.

***

Amaç gazete yazısının boyutları içinde felsefi-iktisadi bir analiz yapmak değil elbette. Ama medyanın hızının zorunlu kıldığı şekilde olayların görünen yüzü ile yetinerek, olan biteni onun sınırları içinde anlama çabasının dışına çıkmak olacak burada hedeflenen. Olguların ardındaki temel nedenleri kavrayarak dünyayı biraz daha derinliğine anlamak ahlaki davranışın da temelidir çünkü.

Sonsuz zenginlik isteğinin ardında gizlenenler

Der ki Adam Smith, “İnsanlar sürekli bir yanılsama içindedirler, kendi kendilerini aldanmaya bırakmakta hiçbir sakınca görmezler. Özgür olduklarını sanırlar ama aslında dizginlenemez isteklerinin tutsağıdırlar. Kendi gerçek ihtiyaçlarından haberleri dahi yoktur. Birileri onlara bunlar senin ihtiyacındır demeye görsünler, buna inanmaya dünden hazırdırlar.” Hatta bu amaç için ölüp öldürmekten bile kaçınmazlar.

Tüm bu söylenenler toplumsal düzeye de taşınabilecektir. Toplumlar da bitmez bir ihtiyaç yanılsaması içinde yaşayıp zenginleşmenin dipsiz kuyularında sonsuz (çoğunlukla vahşi) bir mücadeleye girmekten kaçınmayacaklardır. Savaşlar da nihayet bu mücadelenin siyasallaşmış isminden başka bir şey olmayacaktır.

Bireysel açıdan olduğu gibi toplumsal düzeyde de sorun böyle konup mücadele en insafsız ve acımasız şeklini aldığında dahi, etik düzeyde herhangi bir itiraz söz konusu olamayacaktır.

Yanılsamanın içinde kaybolan, var olma hakkı ile şiddete başvurduğunu düşünmektedir çünkü. Bilinci olmayanın suçlu sayılamayacağı da Batı hukukunun temel ilkelerinden biri olacaktır.

Sorunun etikle ilişkisi böylece kesildiğinde meydan bireysel ilişkilerde psikologlara, toplumlar arası ilişkilerde de bilgin (!) stratejistlere veya şık bir deyimle uluslararası ilişkiler uzmanlarına kalacaktır.

Etik, insanlar ve uluslararası ilişkilerde önemini tümden kaybedecektir.

Zenginleşme amacı böylece insanların ve toplumların, masum ihtiyaçlarının tatmini amacını çoktan aşacak ve aslında karşı........

© Şalom


Get it on Google Play