Bir Marifet-i İlahiye Dersi: Münacat Risalesi |
Üçüncü Şuâ olan Münâcât Risalesi, aşağıda meali verilmiş âyetin bir nevi tefsiridir.
“Gerçek şu ki; göklerin ve yerin yaratılışında,”
“Gece ve gündüzün ihtilafında,”
Gece ve gündüzün peşpeşe gelmelerinde veya farklı olmalarında,
“İnsanlara fayda veren yüklerle denizde akıp giden gemilerde,”
“Allah'ın semadan bir su indirip de onunla ölümünden sonra arzı (yeryüzünü) diriltmesinde ve hareket eden her canlıyı onda (hayat verip) yaymasında,”
“Rüzgârları ve gök ile yer arasında emre âmâde olan bulutu çevirmesinde aklını kullanan kimseler için elbette âyetler vardır.” (Bakara 164)
Yirmi Dördüncü Mektup’ta geçen ve şair Lebîd b. Rebîa’ya atfedilen “Kâinatın satırlarını dikkatle mütalâa et. Onlar sana Mele-i alâ’dan gönderilmiş mektuplardır.” sözü adeta Risale-i Nur Külliyatının tekvini ayetleri teşrii ayetlerin perspektifinde okuyarak marifet-i ilahiyeye erişme metoduna işaret etmektedir. Başka bir ifadeyle kâinatı ve hadisatı kelam-ı ilahiyi referans alarak anlamlandırmak böylelikle hakikate erişmektir.
Münacat risalesinin başında bulunan Bakara 164. ayette Allah’ın tek ilâh olduğunu ve O’ndan başka hiçbir ilâhın bulunmadığını gösteren pek büyük, kesin ve açık deliller sergilenmektedir. Bunlar âşina olduğumuz ve fakat ülfetimiz sebebiyle hakikatleri üzerinde derinlemesine tefekkür edemediğimiz tekvini ayetler, kevnî bir takım hâdiselerdir. Bu ayetteki kevnî hadiseler;
1-Göklerin yaratılışı,
2-Yerin yaratılışı,
3-Gece ve gündüzün değişmesi
4-Gemilerin denizlerde seyretmesi,
5-Yağmurun yağması ve onunla ölü haldeki toprağın canlanıp yeşermesi,
6-Yeryüzünde her çeşit canlının gelişip yayılması,
7-Rüzgârların çeşitli yönlere doğru hareket etmesi,
8-Bulutların yer değiştirmesi.
Bu Risale-i Münâcât için Bediüzzaman, “Sekizinci Hüccet-i İmaniyenin her bir mukaddimesinin sekiz neticesi var.” demiştir. Bediüzzaman, münacat risalesinde bu sekiz kevni hadiseyi tefsir ederken hem vücûb-u vücud, hem vahdet, hem ehadiyet, hem haşmet-i rububiyet, hem azamet-i kudret, hem vüs’at-i rahmet, hem umumiyet-i hâkimiyet, hem ihata-i ilim, hem şümul-ü hikmet gibi en mühim esasat-ı imaniyeyi hârika bir îcaz içinde fevkalâde bir kat’iyet ve hâlisiyet ve yakîniyet ile ispat eder. Nitekim Fahreddin er-Râzî’ye göre bu âyet, yaratıcının varlığını kanıtlama hususunda sadece geleneksel bilgilerle yetinmeyip aklî delillerden de yararlanmanın gerekliliğini göstermektedir.(Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 248-250)
Bu yazımızda, ayette geçen kevni hadiselere ilgili pasajlardan........