menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Regâib: Aşkın Kapısında Bir Yakarış ve Diriliş Bestesi

9 0
25.12.2025

Dur ve dinle ey yorgun yolcu...

Şu an saatin kaç olduğu, nerede olduğun, kim olduğun hükmünü yitirdi.

Zamanın durduğu, mekânın silindiği, sadece O (cc) ve senin kaldığın o dehşetli ve muazzam andayız.

Gecenin en sağır karanlığı çökmüş olabilir; fakat bu karanlık, günahkâr ruhumuzun üzerine örtülen siyah bir kefen değil, yeniden doğuşun rahmidir.

Dışarıda kâinat nefesini tutmuş. Rüzgâr edebinden susmuş. Yıldızlar, ötelerin ötesinden inecek o “Af Fermanı”nı bekleyen titrek birer mum gibi mahzun...

Duyuyor musun ey kalbim?

Bu sessizlik, boş bir sükûnet değil.

Bu; Arş-ı Âlâ’nın o devâsa rahmet kapılarının, gıcırtı bile çıkarmadan, sonsuz bir şefkatle aralandığı ânın sesidir.

Bu gece Regâib...

Yani; bitmiş tükenmiş umutların, kırık dökük tövbelerin, “Ben bittim Rabbim, tükendim...” diyen o çâresiz fısıltıların, gök gürültüsü gibi karşılık bulduğu vuslat gecesi.

Bir anneyi getir gözlerinin önüne...

Evladı çamura batmış, üstü başı kir pas içinde, hata üstüne hata yapmış, evi terk etmiş...

Ama o evlat, gecenin bir yarısı, korku ve utanç içinde kapıyı tıklattığında;

Anne, onun kirine, pasına, suçuna bakar mı?

“Niye geldin?” der mi?

Yüzüne bile bakmadan, sadece “Geldin mi?” der; bağrına basar, koklar, o kiri gözyaşlarıyla yıkar.

İşte bu gece, o annenin şefkatinden binlerce, milyonlarca kat daha yüce, daha engin bir merhametle Rabbimiz bizi bekliyor.

Kapı aralık değil, ardına kadar açık!

Sofralar kurulmuş, melekler davetçi...

Rahmet kütüğünde, senin gibi, benim gibi günahkâr kulların isimleri şefkatle okunuyor.

Peki ya biz?.. Biz hangi gaflet uykusundayız ey nefsim?

Mevlânâ Hazretleri, Mesnevî’sinde o ince sırrı fısıldar:

“Testi taştan korkar; ama o taş çeşme başındaysa, testi ona gitmeye can atar.”[1]

Bizler, günah taşlarıyla dolu bu dünyada, örselene örselene çatlamış, kırılmaya yüz tutmuş testileriz.

Dünya taşlarının altında ezildik, un ufak olduk.

Ama bu gece...

Tam da bu gece, Rahmet Pınarı çağıl çağıl, gürül gürül akarken; kırılmaktan korkup o pınardan kaçacak mıyız?

Yoksa o serin suyun altına koşup:

“Kırılırsam da Senin yolunda, Senin kapında kırılayım Allah’ım! Yeter ki içimdeki şu kirli su boşalsın, yerine Senin nurun dolsun!”

diyerek, varlığımızı O’nun (cc) varlığında yok mu edeceğiz?

Şefkatli Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, bu kutsî zaman dilimini “âhiret ticaretinin en kârlı pazarı” olarak müjdelerken, aslında bize kaybettiklerimizi hatırlatır:

“Her bir hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerif’te yüzden geçer, Şaban-ı Muazzam’da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarek’te bine çıkar.”[2]

Titre ve kendine gel ey gafil nefsim!

Bir gece... Sadece şu sayılı saatler...

Sanki seksen yıllık bir ömrü secdede........

© Risale Haber