Hudutsuz Mesele, Hudutlu İmkân: 'Vaktim de dar' |
İŞARETLERİN İZİNDE - EMİRDAĞ’DAN KELİME KELİME BİR YOLCULUK (08)
“Fakat hem mesele çok geniş, vaktim de dar, hâlim de perişân olmasından anlamasında zahmet çekeceksiniz, zekâvetinize güveniyorum.”
Emirdağ Lâhikası-I Sayfa: 56 - 58[1]
Yolculuğumuzun yedinci durağında, Muazzez Üstadımızın o samimi itirâflar zincirinin ilk halkasını tefekkür etmiştik: “Mesele çok geniş.” Bu tespitin, dünün radyosundan bugünün “sonsuz akış” girdabına, “bilişsel yük”ten “analiz felci”ne kadar uzanan derin katmanlarını görmeye çalışmıştık. O hudutsuz deryayı, o “geniş” okyanusu hayretle seyretmiştik.
Şimdi, o okyanusun tam karşısına, okyanusu içine sığdırmaya çalıştığımız o küçücük kabı, o paha biçilmez ama bir o kadar da kısıtlı sermayeyi koyuyoruz. Cümlenin ikinci itirâfına, o büyük zıtlığın ikinci kutbuna geliyoruz: “Vaktim de dar.”
Bu iki kelime, “geniş mesele” ile yan yana geldiğinde, çağımızın en büyük imtihanının, en temel açmazının fotoğrafını çeker: Sonsuz Gürültüye karşı Sonlu Nefes.
A. “VAKTİM DE DAR”: BİR İTİRÂFTAN ÖTE BİR HAKİKAT
Üstadımızın bu ifadesi, kişisel bir yoğunluğu veya “vakit bulamıyorum” serzenişini değil, çok daha derin hakikatleri içinde barındırır:
B. İMTİHANIN........© Risale Haber