İnsanın Gaybî Boyutu
Şu âlem içinde insan, çok müstesna bir konuma sahiptir. O, et ve kemikten müteşekkil bir madde yığını olmayıp, çok hassas cihazlarla donatılmış en antika bir san’at eseridir. Beş duyusuyla şehadet âlemine açıldığı gibi, aklıyla ve kalbiyle, gaybla şehadetin kesiştiği, birbirinin içine girdiği bir kavşak noktası varlığıdır.
Bediüzzaman şöyle der:
İnsanın görülmeyen âlemle irtibatının merkezinde akıl ve kalp olmakla beraber, bu akılların müstakim ve münevver, bu kalblerin ise selim ve nurani olması son derece önemlidir. Bediüzzaman bu özellikleri taşıyan akıl ve kalpler ile ilgili şu değerlendirmeyi yapar:
“Onlar, âlem-i gayb ve âlem-i şehadet ortasında insanî berzahlardır ve iki âlemin birbiriyle temasları ve muameleleri, insana nisbeten o noktalarda oluyor.”[1]
Alaaddin Başarın yorumuyla şöyle bakabiliriz:
“Şehadet ve gayb âlemleri, küçük numuneler halinde insanda bir araya gelmiş...
Beyin gaybdan değil, ama onunla faaliyet gösteren akıl gaybî bir alet...
Keza, kalbin de maddesi, şehadet âleminden. Fakat taşıdığı iman, sevgi, korku, şefkat, merhamet hep gaybî...
Kalkıp inen el şehadet âleminden, kabarıp sakinleşen hissiyat ise, gayb âleminden...
Midenin hazmı şehadete, aklın kavraması ise, gayba ayrı birer misal...
Birçok uzuvlarla donatılmış........
