Dinde Örfün Yeri

Örf; toplum hayatında yerleşmiş bulunan ve uzun süreden beri uygulanması sebebiyle hukuken bağlayıcı sayılan yazılı olmayan hukuk kurallarıdır. Örf kelimesi Kur'an ve sünnette daha çok "marûf" şeklinde geçer. Marûf, aklın ve dinin güzel gördüğü şey demektir. Bu kelime Kur'an'da 39 yerde geçmektedir. Mesela boşanmış kadının nafakası örfe göre belirlenir.[1] Fakir olan kişi, uhdesinde bulunan yetime hizmeti esnasında onun malından örfe göre yiyebilir. Âyette şöyle buyurulur:

"(Veli veya vasilerden) zengin olan, yetimin malını yemekten kaçınsın. Yoksul olan da örfe göre yesin."[2]

Mecelle'nin 45. maddesi "Örf ile tayin, nass ile tayin gibidir" der.

Sıhhat yönünden örf, sahih ve fasit olmak üzere ikiye ayrılır:

Sahih örf, Kitap ve sünnete uygun olan veya en azından bu kaynaklara aykırı olmayan örftür. Hatta bazen “efdal olanı terk” kabilinden olan uygulamalar da bu çerçevede kabul edilir. Mesela elde olmayan şeyin satışı bazı hadis rivayetlerinde uygun görülmemiştir.[3] Ancak, sahabe döneminden bu yana insanların bu yola başvurması sonucunda genel bir örf oluşmuş ve bu nedenle de âlimlerin çoğu bunu caiz görmüşlerdir. Günümüzde kooperatifler aracılığıyla yapılan evler de bu çerçevede değerlendirilebilir. Henüz ev ortada olmamakla beraber, yıllara yayılmış şekilde yapılacağı kabul edilerek örfen caiz sayılır. Ama bu gibi “henüz mevcut olmayan şeyin satışı” meselesinde zaman zaman bazılarının suiistimalinden kaynaklanan mağduriyetler yaşandığı da gözler önündedir.

Fâsit örf ise, âyet veya hadise aykırı olup geçerli sayılmayan örftür. Bazı yörelerimizde düğünlerin içkili yapılması örf haline gelmiştir. Ama içki dinen haram olmasından, bu örf muteber sayılmaz. Buna uyanlar Allah nezdinde sorumludurlar, “Ne yapalım, örfümüz böyle” diyemezler. Keza, kirve uygulamasında iki tarafın kız ve erkek çocukları sanki kardeş kabul edilmekte, birbirleriyle evlenmeleri örfen uygun bulunmamaktadır. Hâlbuki bu fasit bir örftür. O durumda olanların evlenmelerine dinen bir engel yoktur.

İslam Dini, cahiliye kültürüne sahip Arap toplumunda onların örf ve âdetleriyle ilgili üç farklı uygulama yapmıştır:

1-İlga (lağvetmek, yürürlükten kaldırmak)

2-İbka (aynen devam ettirmek, yürürlükte bırakmak)

3-Islah (düzeltmek, bazı değişikliklerle makul bir seviyede uygulamak)

Mesela İslam öncesi Arap toplumunda evlatlığı aynen evlat kabul etmek, üvey anne ile evlenebilmek, iki kız kardeşi bir nikâh altında toplamak, faiz alıp vermek, kan davası gütmek gibi uygulamalar vardı, İslam bunları lağvetmiştir.

Misafirperverlik ve Kâbe hizmetleri gibi uygulamaları aynen devam ettirmiştir.

Mehir, talak, zıhar, kısas gibi uygulamalarda bazı değişikliklere giderek suiistimallerin önüne geçmiştir.[4]

Osmanlı hukuk sisteminde şer’î hukukun yanında “örfî hukuk” adıyla padişahların emir ve fermanlarından oluşan hukuk kuralları manzumesi bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti, dinin devlete bıraktığı alanda çalışmalar yaparak “Kanunnameler” neşretmiş, bunlarla toplumun işleyişini........

© Risale Haber