Takva ve Güzel Ahlak |
Takva lügat itibariyle kötülükten ve zarardan korunmak anlamında bir kelimedir. Istılahta ise, şerî emirlere uymak ve günahlardan içtinap etmektir. Başka bir deyimle, Allah’ın gazabına uğramaktan sakınmak ve ona isyan etmekten korkmaktır.[1] Hatta denilebilir ki takva, bütün iyiliklerin ana kaynağı ve bütün güzelliklerin birleştiği bir noktadır. İbnü’l-Arabî’ye göre takva kelimesinin Kur’an’da sıkça tekrar edilmesinin sebebi Allah’ın takvaya verdiği önemdir.[2]
Bediüzzaman Kastamonu Lahikasında, takva ve amel-i salih kavramları hakkında, Risale-i Nurun o güzel üslubuyla enfes bir tahlil yapıyor. Mektubun başında “Bu mektub gayet ehemmiyetlidir” kaydını koyduktan sonra özetle şöyle diyor:
“Aziz, sıddık kardeşlerim! Bugünlerde Kur’an-ı Hakîm’in nazarında imandan sonra en ziyade esas tutulan takva ve amel-i sâlih esaslarını düşündüm. Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek ve amel-i sâlih, emir dairesinde hareket etmek ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def’-i şer, celb-i nef’a racih olmakla beraber; bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında takva olan def’-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup, büyük bir rüchaniyet kesbetmiş.”
“Hem takva içinde bir nevi amel-i sâlih de var. Çünki bir haramın terki vâcibdir. Bir vâcibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Takva, böyle zamanlarda, binler günahın tehacümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vâcib işlenmiş oluyor.”[3]
Takva sahibi bir insan aynı zamanda güzel ahlak sahibidir. İbn Kayyim el-Cevziyye, ahlakın tanımını yapmamış; ancak ahlakı, güzel ahlak ve çirkin ahlak diye iki kısma ayırmıştır. Özetle şöyle der: “Çirkin ahlakın aslı kibir, zillet ve alçaklıktır. Güzel ahlakın aslı ise takva, yani Allah’a karşı gelmekten sakınmak ve O’na saygılı olmaktır.”[4]
Buradan ve daha önce geçen Bediüzzaman’ın takva ile ilgili sözlerinden anlaşıldığına göre İslam’ın öngördüğü ahlakın, öncelikle hakiki bir imanla eşlik etmesi gerekir. Sadece insan seciyesinin ve vicdanın bir gereği olarak güzel davranışlarda bulunmak yeterli değildir. Hakiki imandan maksadımız, insanın Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıması ve O’nu sevmesidir. Allah’ı sevmenin işareti de, takvaya ulaşmak için Resûlüllah’ın (s) getirdiği din-i İslam’ı benimsemek ve onun izinden gitmektir.
Nitekim Allah şöyle buyuruyor: (قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ........