Prof. Dr. Servet Armağan

Servet Hocamla alakalı hacimli bir cilt kitap olacak kadar hatıralarım vardır. Ama ben fıtraten eski resimlere bile baktığım zaman hüzünlenirim. Bu yüzden hocalarım, yakın akrabalarım ve samimi dostlarımla ilgili hatıraları yazmak, maziyi hatırlamak benim için çok hüzün verici oluyor. Çünkü insan bazen mazide kaybolmuş güzel şeyleri hatırlamak bile istemiyor. Anılar yâd edilirken ya da eski fotoğraflara bakarken insanın dimağı bazen ansızın durur ve artık hiçbir şey yazmak istemez. Şahsen geçmiş yılları ve beraberlikleri yâd ettiren bir anıyı yazarken her tarafım sebepsiz bir sarsıntı ile titremeye başlar. Bu sebeple Servet Hocamla alakalı çok sayıda hatırayı yazamadım.

Yine de onun engin hoşgörüsüne sığınarak çok değerli hocam Prof. Dr. Servet Armağan’la ilgili birkaç hatıramı notlar halinde yazacağım:

1) Servet Hoca ile ilk karşılaşan kim olursa olsun ona karşı bir saygı ve bir muhabbet hisseder. İmandan gelen beyaz ve zarif bir tenevvürle parlayan yüzü, karşıdaki insana anında güven telkin ediyor. Bununla beraber yüzünde, İslam âlimlerinde olduğu gibi, tefekkürle karışık daimi bir endişe ve bir hüzün vardır. Dökülmemiş gür saçları, mağmum ve hüzünlü çehresini hem düşündürücü hem de mesut bir hale getiriyor.

Yüzündeki letafet ve dış görünümündeki heybet onu kendinden emin tam bir İstanbul levendi ve bir Osmanlı münevveri olarak gösteriyor. Onun ismini çok duymuştum, gıyaben onu tanır gibiydim ama ilk kez onunla, Sıhhiye’deki Ankara Kültür ve Eğitim Vakfında karşılaşmıştım. Hakkında çok güzel şeyler duymuştum. Mesela 1980 darbesiyle, davasından dolayı İstanbul Üniversitesi’nden atılan, sonra ülkesini terk edip uzun yıllar Cidde’de çalışmaya mecbur kalan, kısacası çok kahırlar çeken bir dava adamı olduğunu işitmiştim. Tıpkı buzdan adamlar arasında çiçek açan bir kardelen gibi, Müslümanların gurur duyduğu bir dava adamı olduğunu biliyordum.

Karşılaştığımızda Harran Üniversitesi’nin kurucu rektörü olması için merhum Cumhurbaşkanı Özal’a teklifi götürülmüş, atanması bekleniyordu. Biraz heyecanlıydı kuşkusuz. İlk karşılaşmamızda kendisiyle merhabalaştım; abdest alışından ve namaz kılışından dindeki samimiyetini fark etmiştim. Bu yüzden, onu kendime çok yakın hissettim, o da bana samimi davrandı. Bununla beraber, 1993’ün Şubat ayında, doçent olarak beni Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne alınca, amir-memur arasındaki hiyerarşiye de dikkat etmeye başladım.

2) Servet Hoca, hem modern hukuk hem İslam hukuku sahasında araştırmalar yapan bir müelliftir. Dolayısıyla her iki hukuk alanını iyi bilen “Zülcenaheyn” bir bilim adamıdır. Başka bir deyimle, mukayeseli hukuk sahasında incelemeler yapacak kadar hukuk ilminin temel mantığını ve ana hedeflerini kavrayan nadir bilim adamlarından birisidir. Hocası merhum Ali Fuat Başgil’nin yanında........

© Risale Haber