Hz. Musa ve Hızır’ın (as) kıssası
Musa (as) Ulü’l-Azm olan peygamberlerdendir. Ulü’L-Azm, kendisine verilen şeriatı uygulamak ve yaymak için sabır ve kararlılık gösteren peygamberlerin sıfatıdır.[1] Bunlar da beş peygamberdir: Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (sav)… Hz. Musa yüce ahlaklı, kerim, Allah’ın şeriatını herkesten daha iyi bilen âlim bir peygamberdir. Ne var ki, Allah’ın kullarına yönelik tasarrufu bazen çok farklı oluyor. Allah bazen öyle şeyler yapar ki, hiç kimse bunun sırrını idrak edemez. Musa ve Hızır kıssasında geçenler de bu türden sırlı hadislerdir.
Kıssada Musa’nın arkadaşlık yaptığı salih ve bilge kul, bazı güçlü rivayetlere göre peygamber olduğu söylenen Hızır (as)’dır. Hızır öyle bir insan ki Allah ona, nadir kimselere verdiği Ledün ilmini vermiştir. Dolayısıyla kıssadaki arkadaşlık, şeriatın kutup bir şahsiyeti olan Hz. Musa ile ilm-i hakikatin âlimlerinden olan Hz. Hızır arasında geçmiştir. Yani bu kıssada şeriat ve hakikat bir araya gelmiştir. Bu iki âlimin arkadaşlığı sayesinde insanlık, kaza ve kaderin bazı acayip sırlarını öğrenmiştir.
Allah Kur’anda, “Size zor geldiği halde savaş üzerinize farz kılındı. Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz”[2] buyuruyor. Gerçekten insanoğlu kendisi hakkında neyin iyi, neyin de kötü olduğunu bilemez. Bu her zaman ilahi bir sır olarak kalır. Dolayısıyla kulların fiilleri şeriatin ölçüleriyle tartılırken, Allah’ın yaptıkları işler, ancak ilm-i hakikat mizaniyle tartılabilir. İşte Hızır o ilm-i hakikati bilenlerden birisidir.
Kur’an’da Geçen Kıssanın Özeti
Hadis-i şerifte anlatıldığına göre bir gün Hz. Musa İsrail oğullarına hitap ediyordu. Kendisine, “En bilgili ve en âlim insan kimdir?” diye soruldu. Hz. Musa, “En âlim insan benim” dedi. Ancak ilmi Allah’a isnat etmediği için Allah Hz. Musa’yı kınadı ve ondan daha âlim Hızır’la arkadaşlık yapmasını istedi. Hz. Musa “Ey Rabbim, ben o bilge adamla nasıl buluşurum?” dedi. Allah, “Bir balığı bir sepete koy; balığı kaybettiğin yerde onu bulursun” dedi. Hz. Musa, “Peki, bunun yolu nedir ya Rabbi?” diye sordu. Allah, “İki denizin birleştiği yerde onu bulursun” dedi.[3]
Hz. Musa bu vahiy üzerine, yanındaki genç yardımcısı [Yuşa b. Nûn] ile birlikte o bilge ve salih kulu bulmak üzere yola çıktılar. Allah’ın Musa’ya verdiği bilgiye göre, o bilge adamla buluşması iki denizin birleştiği yerde olacaktı. Onun için Hz. Musa kararlıydı ve yanındaki gence, “İki denizin birleştiği yere varmadıkça yahut bu yolda senelerce yürümedikçe durup dinlenmeyeceğim” demişti.[4]
Musa’nın yardımcısı balığı bir sepetin içinde taşıyordu. Nihayet denizin birleştiği yere varınca........
