Başa Gelen Musibetler ve Felaketler |
Cenabı Allah Kur’an’da ﴿ وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ﴾ “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” (Şura/30) Müfessirlerin bu ayetle ilgili genel kanaatleri şöyledir:
Allah açıkça insanın başına gelen her musibetin kendi yapıp ettikleri yüzünden olduğunu ifade etmiştir. Ayette, insanoğlunun gerek evrendeki fiziksel ve sosyal yasaları görmezden gelmesi ve gerekli önlemleri almaması, gerekse Allah’a isyan teşkil eden davranışlarda bulunması sebebiyle dünyada karşılaştığı sıkıntı ve felâketlerin kendi kusurunun bir sonucu olduğuna dikkat çekilmektedir. Fakat başka ayetlerde ifade edildiği gibi insanlar kusurlarının tamamından dolayı dünyada cezalandırılmış olsaydı hayat altüst olurdu. Nitekim Şura ayetinin devamında, Allah’ın bu hataların çoğunu affettiği, başka bazı ayetlerde de nihaî hüküm ve cezanın ahirete ertelendiği ifade edilmiştir.
Ne var ki insanlar, “Günahları olmadığı halde neden bazı insanların felaketlere maruz kalıyor?” sorusu üzerinde çok dururlar. Savaşlar oluyor; zalimler her şeyden habersiz evinde uyuyan masum kadınları ve bebekleri öldürüyorlar. Deprem oluyor; birçok masum insan göçük altında kalarak eziyet çeke çeke can veriyor. Yangınlar oluyor, çoluk çocuğuyla bir aile uykuda ölüme yakalanıyor. Vs.
İttifakla kabul edilen görüşe göre, sabırlarının sınanması, sevap ve yüksek mertebe elde etmeleri ve günahlarının bağışlanmasına vesile kılınması için masum insanların başına felaketler gelebilmektedir. Bu gibi sebeplerle, kusuru ve günahı olmadığı halde bazı insanların sıkıntı ve felâketlere maruz bırakıldığını gösteren ayet ve hadisler bu anlamda değerlendirilmelidir.
Bediüzzaman, Hz. Eyyub’a (as) gelen musibetle ilgili ayeti (21/83) tefsir ederken şöyle diyor: "Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip feryat etmek gerektir. Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunâne dönerler. Öyle de çok zâhirî musibetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffâretü'z-zünubdur. Ve bir kısmı, gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nevi huzur vermektir.” [2. Lema] Bunun üzerine söz söylemek fuzulilik olur kanaatindeyim.
Bediüzzaman’ın şu özdeyişi de dikkat çekicidir: “Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazen saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar.”........