Çağ Miracını Arıyor |
Sahih rüyalar miraçtır
Hz. Mustafa ile Hz. Hatice’nin dünyamızı şereflendirdiği günlerde başta aşk ve rüyalar olmak üzere insanı hakikate ulaştıran birçok şey henüz kirletilmemişti. Zira rüyalar, misal âlemine açılan pencerelerdi. İçinde gayb âleminden, uzak zamanlardan ve mekânlardan tılsımlar, sırlar, sesler, renkler taşırdı. İnsan rüya ve onun bir üst perdesi yakazalarla görünen, bilinen şehadet âleminden misal âlemine, oradan da ruhlar âlemine yükselebilirdi. Bu anlamda gerçek, sahih rüyalar birer miraçtı. Gün gelecek, geçmişte vahiy yolu ile insanlığa ulaşan hakikatler salih müminlerin saf rüyaları ile ulaşmaya devam edecekti.
Rüya bir filtreydi ve aşkı arıtırdı; tıpkı tövbeyle günahlardan arınmak gibi. Hatice aşk içre rüyalarla arınacaktı. Böyle günlerin birinde bir rüya görmüştü. Gökten pırıl pırıl bir ay inmiş; Mekke üzerinde döndükten sonra Hatice’nin koynuna girmiş; sonra da koltuğunun altından çıkıp bütün âlemi aydınlatıvermişti. Hatice sevinç ve hayretler içinde uyanmıştı.
O gün güneş ufukta görünmüştü. Yakında şavkı aya vuracak; Hatice’nin dünyasını aydınlatacaktı.
Sabahleyin, akrabası, bilge insan Varaka’ya rüyasını anlatmıştı. Varaka güneşin huzmelerinin dünyamıza düşmeye başladığını hissetmişti.
“Şöhreti âlemi tutacak ahir zaman peygamberi seninle evlenir ve senin zamanında O’na vahiy gelir. Dininin nuru, âlemi doldurur. En önce iman eden sen olursun. O peygamber, Kureyş’ten ve Haşimoğulları’ndan olur…”
Hatice yorum karşısında sevinçten uçacak gibiydi. Kuşların kanatlarında göklere, meleklerin kanadında Âlemlerin Mihr’ine, güneşine uçuyordu. Artık ona düşen iffet, sabır ve dua ile güneşin eşiğine inmesini beklemekti.
O, servet, soy ve makamın üstün kabul edildiği; yoksulun, öksüzün küçümsendiği bir çağda servet ve üstün bir soy sahibi ailede dünyaya gelmişti. Fakat hiçbir zaman böyle şeylere önem vermemiş; iffet ve şeref gibi insanî ve........