Kırılıp giden kardeşlerimiz
GÖNLÜN KENARINDA UNUTULMUŞ BİR YARAYI YENİDEN SARMAK MAKAMINDA YAZILMIŞTIR.
Zamanın çalkantıları, insanların ruhi bunalımları, hizmet-i Kur’âniye’nin ağır fakat mukaddes yükü… Bütün bunlar içinde bazen öyle kardeşlerimiz vardır ki; bir gün hiç beklenmedik bir anda, bir kırılma, bir yanlış anlama yahut bir incinme sebebiyle hizmetin şefkâtli dairesinden usulca çekilirler.
Kimisi sessizce uzaklaşır, kimisi bir daha dönmeyeceğini zımnen belli eder, kimisi de içindeki fırtınayı kimselere söylemeden kalbinin kuytusuna gömer. Zamanla bu kardeşlerimiz hizmetin sahil-I selametinden uzaklaşarak ufuktan kaybolurlar.
Ve o gidişler, bir dershanenin kapısındaki boş terlik kadar sessiz fakat bir gönlün en derin yerindeki sızı kadar elem vericidir.
Bediüzzaman Hazretleri, hizmetkârlarına defalarca ihtar eder:
“Fedakârane Uhuvvet ve samimane muhabbet sarsılmasın. Bir habbe kubbe olup tamir edilmez bir zarar verebilir.”[1]
Evet kardeşim, bazen bir habbe kadar küçük bir yanlış anlamanın, bir bakışın, bir sözün üzerine öyle kubbeler oturur ki, o kardeşimiz sessizce kenara çekilir ama biz farkına bile varmayız. Bir bakmışız ki, o yangın söndürmeye koşacak adam, kendi içinde gizli bir yangınla yanıp bitmiş; söndürecek kimseyi bulamamış. Geriye sadece külleri ve zihinlerde güzel olan hatiraları kalmıştır.
Hâlbuki Risale-i Nur hizmeti, kırılmış bir kalbi tamir etmek için milyonlarla değer biçen bir mekteptir.
KIRILAN KARDEŞİN HİSSİ:
SESSİZLİĞE GÖMÜLMÜŞ BİR ÇIĞLIK
Risale-i Nur Hizmetinde kıyıda köşede duran bir Nur Talebesinin hali çok defa zannedildiği gibi “soğuma” yahut “umursamazlık” değildir. Belki o hâl:
Anlaşılmamışlık hissi, Kalbine çökmüş bir mahzunluk, “Ben zaten lâyık değilim” deyip kendi kendini uzaklara atma psikolojisi ile örülmüş bir duvarın neticesidir.
Ve ne acıdır ki, o duvarı çoğu zaman başkaları değil; o kardeşimizin kendi kalbi örer her şeye karşı.
Üstad, böyle hâllere karşı talebelerine hususî bir düstur verir:
“Mahviyet ve tevazu ile kusuru kendine alır; muhabbetini ve samimiyetini ziyadeleştirir.”[2]
Demek ki biz, kırılanı suçlamak için değil; kırılanın gönlündeki ateşi söndürmek için varız. Giden ve kaybolanı nasipsizlikle suçlamak yerine kusurun büyük bir kısmını kendimize alıp empati yaptık mı onu anlamak için acaba?
“Bizimle değildi”........© Risale Haber
