Bizim Olanlar: Bediüzzaman, Akif ve Abdülhamid Han
Bir millet, ancak geçmişiyle barıştığı ölçüde geleceğini inşa edebilir. Ve millet kavramı altında toplanabilirler. Geçmiş şimdi ve gelecek arasindaki bağları koparır, köprüleri yıkarak kalabalık bir yığın oluruz ancak. Bugün hepimizin dilinde dolaşan o basit ama yüklü cümle “Bediüzzaman da bizim, Akif de bizim, Abdülhamid Han da bizim.”
Bu söz, eski yaraları deşmek, defterleri karıştırmak için değil, onları sarmak için söylüyorum. Kırgınlıkları, yanlış anlamaları, tarih sayfalarında kalmış sert tartışmaları bir kenara bırakıp, ortak bir sevdaya, ortak bir mirasa sarılmamız gerekiyor çünkü. Herkes kendi zaviyesinden baktığında yorumlar yapıp sözler sarf edebiliyor. Ama derler ya “olan oldu ölen öldü.”
İşte şimdi tam da bu noktadayız. Tarihte nice insanlar birbiriyle can ciğer kuzu sanması olmuşken sonradan kanlı bıçakla hale dönmüşlerdir. Bunun tam tersi de elbette ki olmuştur. Veya yanlış anlaşılmalar veya aracıların arayı bozmaları sebebiyle çeşitli manzaralar yaşandı.
Bu yazımda, üç büyük insanın hikâyesini anlatıyorum aslında: Bir şairin, bir âlimin ve bir sultanın…
Onlar aynı zamanlarda yaşadı, farklı yollar izledi, bazen birbirlerine karşı gibi göründüler, birbirlerine karşı eleştiride bulundular bazen aynı mecliste buluştular aynı havayı teneffüs ettiler bazen farklı düşündüler ama kalplerinin attığı yer aynıydı: Bu aziz vatan, bu şerefli millet, bu mukaddes din. Belki o dönemdeki vatan coğrafyası şu anda aynı büyüklükte sınırlarda değil ama bu kahramanların vermiş olduğu mücadeleler yapmış olduğu hizmetler bugün hala zihinlerimizde bulunuyor. O zamanlarda ki vatan sınırlarımızdan bugün 50 küsür tane devlet çıktı ve bunların hepsinin bir bayrak altında olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Sultan Abdülhamid Han, Milli Şairimiz Mehmet Akif, Asrın mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursî. Bu 3 isim ve daha birçok isim o dönem aynı mücadeleyi verdiler.
Bugün onlara “bizim” diyoruz, çünkü onlar bizi biz yapan köklerin en kıymetli dalları. Onların çilesi bizim şerefimiz, onların gözyaşı bizim vicdanımız oldu.
Bu kelimeleri okurken, lütfen kalbinizi açın. Çünkü burada anlatılanlar sadece tarih değil; bir milletin kendine dönüşü, kendiyle yeniden buluşmasıdır.
Bazen bir cümle, bir milletin asırlık yarasına dokunur ve orayı iyileştirir. “Bediüzzaman da bizim, Akif de bizim, Abdülhamid Han da bizim…” Bu söz, dudaklardan dökülürken gözleri doldurur; çünkü içinde derin bir hasret, büyük bir özlem ve nihayet bir vuslat vardır.
Bu, sadece bir sahiplenme değil; geçmişle helalleşmenin, köklerle yeniden sarılmanın, gözyaşıyla yıkanmış bir kucaklaşmanın ilanıdır.........
