Bir İnsanın İmanını Kurtarmak (3)
Asrın En Büyük Vazifesi ve Günümüze Bakan Yönü Nedir?
İnsan dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bir yolculuğun içine girer. Bu yolculuk bazen sevinçlerle, bazen hüzünlerle, bazen başarılarla, bazen de imtihanlarla devam eder. Fakat bütün bu yolculuğun sonunda değişmeyen bir hakikat vardır: Ölüm.
İnsan çoğu zaman ölümden kaçmak ister, onu düşünmek istemez. Hâlbuki ölüm yok oluş değil, ebedî bir âleme açılan kapıdır. İşte imanın önemi de burada ortaya çıkar. Çünkü ölümün karanlık görünen yüzünü aydınlatan şey imandır.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:
"İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder." [1]
Gerçekten de iman, insana sadece ahiret saadetini kazandırmaz; dünyadaki hayatını da anlamlı hâle getirir. İnsan nereden geldiğini, niçin yaşadığını ve nereye gideceğini öğrenir. Kâinata başıboşluk nazarıyla değil, hikmet nazarıyla bakmaya başlar.
Bu sebepledir ki Risale-i Nur'un bütün mesaisi iman üzerinedir.
Bediüzzaman Hazretleri bir mektubunda şöyle der:
Risale-i Nur'un "vazife-i asliyesi, daire-i rububiyetin kemalât ve şuunatını ve daire-i ubudiyetin vezaif ve ahvalini talim etmektir." [2] ve daire-i hakikiyesi de imanı kurtarmaktır.
Bu cümle, Nur hizmetinin merkezini göstermektedir. Çünkü iman kurtulursa amel de düzelir, ahlâk da güzelleşir, kardeşlik de kuvvetlenir. Fakat iman zayıflarsa diğer sahalarda yapılan çalışmalar da istenilen neticeyi vermez. Hizmet zeminleri ve toplum bunun göstergesidir.
Bir ağacın kökü sağlam olursa dalları da sağlam olur. Kök çürürse dalları ayakta tutmak mümkün değildir. İman da insan hayatının kökü hükmündedir.
İşte bu yüzden Bediüzzaman ve talebeleri bütün gayretlerini bu noktaya teksif etmişlerdir.
Onların yaşadığı dönem kolay bir dönem değildi. Risale-i Nur talebeleri yıllarca takip edildi. Mahkemelere çıkarıldı. Sürgünlere gönderildi. Hapishanelerde kaldı. Fakat bütün bunlara rağmen hizmetlerinden geri durmadılar. Çünkü onlar şu hakikate inanıyorlardı:
Bir insanın imanına vesile olmak, dünyadaki birçok başarıdan daha kıymetlidir.
Tarih boyunca büyük zatların hayatlarına baktığımızda aynı anlayışı görürüz.
İmam Rabbânî bir mektubunda insanların hidayetine çalışmanın en büyük kazançlardan biri olduğunu ifade eder.
Abdülkadir Geylânî vaazlarıyla binlerce insanın kalbine dokunmuştur.
Hasan-ı Basrî insanları Allah'a yönlendirmeyi en büyük ibadetlerden saymıştır.
Çünkü onlar biliyorlardı ki insanın ebedî hayatına yapılan hizmet, geçici dünya menfaatlerinden çok daha üstündür.
Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
"Asra yemin olsun ki........© Risale Haber
