Adalet ve Kainatın Terazisi: İnsan, Sorumluluk ve Mükâfat İlişkisi
İnsanoğlu, varoluşundan bu yana adalet kavramını sorgulamış, evrenin işleyişi içinde kendi yerini ve sorumluluklarını anlamaya çalışmıştır. Bu derin arayış, pek çok düşünür ve filozofun eserlerinde yankı bulmuş, adalet ve mükâfat/cezalandırma ilişkisi üzerinde yoğunlaşan önemli metinler ortaya konmuştur.
Bediüzzaman Said Nursi'nin "Haşir Risalesi" eserindeki "Hakikî adâlet ister ki: Şu küçücük insan, şu küçüklüğü nisbetinde değil, belki cinayetinin büyüklüğü, mahiyetinin ehemmiyeti ve vazifesinin azâmeti nisbetinde mükâfat ve mücâzat görsün"[1] ifadesi, bu konuya dair evrensel ve derin bir bakış açısı sunar.
Bu söz, adâletin yalnızca yüzeysel bir denge kurma eylemi olmadığını, aksine, varlığın özüne, mahiyetine ve üstlendiği vazifeye göre şekillenmesi gerektiğini vurgular. "Küçücük insan" tabiri, insanın fiziksel olarak kainat karşısındaki zayıflığını ve sınırlılığını ifade ederken, "cinayetinin büyüklüğü, mahiyetinin ehemmiyeti ve vazifesinin azâmeti" ifadeleri, insanın eylemlerinin ve yaratılış programı ve konumunun ve sorumluluklarının büyüklüğüne işaret eder.
İnsanın Küçüklüğü ve Büyük Sorumlulukları
Kainatın sonsuzluğu ve ihtişamı karşısında insan, fiziksel olarak bir kum tanesi gibidir. Ancak bu fiziksel küçüklük, onun potansiyelini, fıtratını ve taşıdığı sorumluluğu asla sınırlamaz.
İnsan, akıl, irade ve........
