menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Âlem-i Gayb Hakkında

12 0
08.01.2026

İnsan, yalnız gördüğü âlemi hakikat zannedip, mâzî ve istikbali ademle mahkûm ettiği vakit; hem kaderi inkâr eden bir vehme, hem de hayatı mânâsızlaştıran bir zulmete düşer. Hâlbuki Risale-i Nur’un nuranî dersleri, bu karanlığı dağıtan bir şems-i hakikattir.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Onuncu Söz’ün Zeylinin İkinci Parçası’nda, Âlem-i Gayb’ın mahiyetine dair öyle bir pencere açar ki, geçmiş ve gelecek dahi birden dirilir, konuşur, mânâ kazanır. Şöyle buyurur:

“Âlem-i gaybdan sayılan geçmiş ve gelecek mahlûkatın dahi manen hayatdar bir vücud-u manevîleri ve ruhlu birer sübut-u ilmîleri vardır ki; Levh-i Kaza ve Kader vasıtasıyla o manevî hayatın eseri, mukadderat namıyla görünür, tezahür eder.” [1]

İşte bu cümle, tek başına bir iman manifestosudur.

Çünkü bu beyan ile anlaşılıyor ki: Âlem-i Gayb, yalnız meleklerin, ruhların ve berzahın bulunduğu uzak bir diyar değildir. Belki geçmiş ve gelecek dahi, bu âlemin dâhilindedir. Hatta ben bu kelimeyi yazarken bir kelime sonrası ile bu alemden akıp geliyor. Lâkin onların vücudu, bizim maddî ölçülerimizle değil; vücud-u manevî ve sübut-u ilmî iledir.

Geçmiş zannedildiği gibi yok olmuş bir hiçlik değildir. Bilâkis, Levh-i Mahfuz’un bir cilvesi hükmünde, İlâhî ilimde sabit, kader defterinde muhafaza edilen manevî bir hayattır. Gelecek dahi henüz yaratılmamış bir boşluk değil; Levh-i Kaza ve Kader’de tayin edilmiş, vakti gelince sahife-i şuhûda çıkacak bir hakikattir.

Sübut-u ilmî, bir şeyin hariçte vücut giymeden evvel, Cenâb-ı Hakk’ın ilm-i ezelîsinde sabit, muayyen, taayyün etmiş bir hakikat olarak bulunmasıdır. Yani adem değil; fakat ilmî bir varlık, ilmî bir vücud, kaderî bir mevcudiyettir.

Mahlûkat: “Ruhlu birer sübut-u ilmî”dir. Yani kuru, cansız bir bilgi değil; ilim-i İlâhî manen hayattar, hikmetli ve mânâ yüklü bir surette mevcutturlar.

“Vücud-u manevî” sahibidirler. Maddî vücutları henüz gelmemiş yahut zahiren geçmiş olabilir; fakat kader ve ilim dairesinde hakikî bir sebatları vardır.

Demek ki sübut-u ilmî, “Yokluk/adem” değil; “henüz şehadet âlemine çıkmamış veya şehadetten çekilmiş bir kaderî mevcudiyet”tir.

Levh-i Kaza ve Kader, işte bu sübut-u ilmînin mahallidir. Vakti geldiğinde, o ilmî ve kaderî hakikatler mukadderat namıyla görünür, tezahür eder; yani haricî vücut giyerler.

Hülâsa olarak:........

© Risale Haber