Tılsım-ı kâinatın ve Künuz-u Esma-i İlahiyenin keşşafı Hz. Peygamberdir (asm)
4.Tılsım-ı kâinatın ve Künuz-u Esma-i İlahiyenin keşşafı Hz. Peygamberdir (asm).
Resulü Ekrem (as) “Künuz-u Esma-i İlahiyenin keşşafıdır.”[1]
Künuz-u mahfiyye olan: ‘’Bütün Esma-i İlahiyenin esrarı ve anahtarları’’[2] O’ndadır.
Zir O, hem ‘’Tılsım-ı kâinatın keşşafıdır.’’[3]
Hem de “Esma-i İlahiye definelerinin keşşafıdır.”[4]
Miraç risalesinde tafsilatıyla anlatılan, Resulü Ekrem (as) ın “Künuz-u Esma-i İlahiyenin keşfi’’ için çıkmış olduğu gece yolculuğu, bir Mirac-ı Ahmediye mucizesidir.
Bu Mirac-ı Ahmediye mucizesinin özeti:
Resulü Ekrem (as) bu gece önce bir denize girer. Yani اَلسَّمَاءُ مَوْجٌ مَكْفُوفٌ ”[5] hadîs-i şerifiyle tarif edilen sema denizine. Efendimizin (a.s.) Bu keşif yolculuğunda esma, sıfat ve şuunat tecellileri olan sema denizini ve imkân dairelerinin nihai sınırı kabul edilen, Sidret-ül Münteha'ya[6] kadar yükselir.
Daha sonra ‘’Daire-i a'zamiyesinin ünvanı olan Arş-ı A'zamına girerek, tâ Kab-ı Kavseyn'e, yani imkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girerek, Zât-ı Celil-i Zülcemal ile görüşür.’’[7]
Bu gece yolculuğunda keşifle ilgili çok önemli noktalar:
1- Mirac-ı Ahmediye olan, bu gece yolculuğunda Resulü Ekrem (as), aşağı tabaka ve menzillerden yukarı tabakalara çıktıkça daireden daireye, geçerek aşağıdaki imkân dairesinde işleyen makinelerin ve tezgâhların mahzenlerini görerek bizzat müşahade eder.[8]
2- ‘’Daire-i mümkinatın hakikî hikmetini ve daire-i vücubun ulûm-u hakikiyesini ve daire-i âhiretin maarif-i gamızasını,’’[9] fehmeder.
3- Resulü Ekrem (as), bu gece ‘’Zulmanî ve nurani, yani maddî ve ekvanî ve esmaî ve sıfâtî yetmiş binler hicablardan geçerek, her ismin binler hususî ve küllî derecat-ı tecellisinden çıkarak, gayet yüksek tabakat-ı sıfâtında mürur edip tâ ism-i a'zamına mazhar olan arş-ı a'zamına uruc’’ [10] eder.
4- Sonra, ‘’Onun huzur-u kibriyasına perdesiz’’[11] olarak girerek,“Esma-i Hüsna’sının herbir isminde ne kadar gizli ‘manevî defineler’ ve herbir ünvan-ı mukaddesesinde ne kadar mahfî letaif bulunduğunu, (baş gözüyle) görür.”[12]
5- Daha sonra O Zât-ı Akdes, iki cihanın güneşi olan, O aziz misafirini daire-i ulûhiyetin bütün menzillerini göstere göstere, tâ daire-i hususiyesine kadar getirir.[13]
6-Ve en nihayet, bütün seyahat esnasında gözleri açık olarak giden Resulü Ekrem (as), O Zât-ı Akdesin, izni ve rızasıyla, “Zât-ı Zülcelal'i bizzat baş gözüyle müşahede eder”[14]
Miraç ile ümmete getirilen hediyeler:
1- ‘’Erkân-ı imaniyenin hakaikını göz ile görüp, melaikeyi, Cennet'i, âhireti, hattâ Zât-ı Zülcelal'i göz ile müşahede ederek; kâinata ve beşere, bir hazine ve bir nur, (olan) ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir.’’[15]
2- ‘’Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) yetmiş bin perde arkasında o Sultan-ı Ezel ve Ebed'in marziyatını doğrudan doğruya Mi'rac semeresi olarak hakkalyakîn işitip, getirip beşere hediye etmiştir.’’[16]
3-‘’Sâni'-i Mevcudat ve Sahib-i Kâinat ve Rabb-ül Âlemîn olan Hâkim-i Ezel ve Ebed'in marziyat-ı Rabbaniyesi olan İslâmiyet'in -başta namaz olarak- esasatını, cin ve inse hediye getirmiştir .’’[17]
4-Resulü Ekrem (as) miraç mucizesiyle: ‘’Saadet-i ebediyenin definesini görüp, anahtarını alıp getirmiş; cin ve inse hediye etmiştir.’’[18]
5- O, bu keşif veya rü’yet yolculuğunun dönüşünde, ümmetine hediye olarak: ‘’kapıyı açık bırakır. Ta ki arkasındaki evliya-i ümmeti, ruh ve kalb ile o cadde-i nuranide, Mi'rac-ı Nebevî'nin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidadlarına göre makamat-ı âliyeye’’[19] çıksınlar diye.
En küllî keşif yolculuğu olan, Miraçta müşahede ve ihata farkı:
1- Resulü Ekrem (as) miraç mucizesiyle, “künuz-u mahfiye” olan “esma, sıfat şuunat ve ‘Zât-ı Akdesi’ keşif yolculuğu esnasında, ‘’Gözünün şaşmadığını ve sınırı aşmadığını.’’[20] Necm Suresi on yedinci ayetiyle haber verilir.
2- Necm Suresiyle haber verilen gördükleri karşısında ’Gözünün şaşmamasının’’ keyfiyeti bizce meçhuldür. Fakat vukuu muhakkaktır.
3-“Zât-ı Zülcelal'i bizzat baş gözüyle müşahede” etmesini, ‘ihata’ ile karıştırmamak lazımdır. Çünkü her görülen ve müşahade edilen şey, ihata ediliyor demek değildir.
4-Nitekim külliyatın muhtelif yerlerinde anlatılan miraç bahislerinde bu farklılık şöyle nazara verilir.
Mesela: Miraç Risalesinde Resulü Ekrem (as) ‘’İmkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girerek, Zât-ı Celil-i Zülcemali bizzat baş gözüyle görmesine”[21] müşahede veya rüyet denilirken;
Fakat Mesnevi-i Nuriye de: ‘’Sidret-ül Münteha'ya, tâ Kab-ı Kavseyn'e kadar meratib-i külliye-i esmaiyede gözüyle gördüğü ve kulağıyla işittiği, âyât-ı Rabbaniyeyi ve acaib-i san'at-ı İlahiye’’ ‘’ihata’’[22] kavramıyla nazara verilir.
Yani bast-ı zaman ve tayy-ı mekân sırrıyla, zamanı ve mekânın sıfırlandığı imkân dairesinin dışındaki ‘beka’ alemine girerek ‘gözüyle gördüğü ve kulağıyla işittiği’ bütün esma tecellileri ‘ihata’ kavramıyla ifade edilir.
Fakat ‘’Zât-ı Celil-i Zülcemali bizzat baş gözüyle görmek’’ müşahede veya rü’yet........
