We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Rasim Özdenören, Risale-i Nur ve Bediüzzaman romanı

6 6 1
24.07.2022

Taha Çağlaroğlu'nun yazısı

(Bu yazı 29 Mayıs 2013 tarihinde Risale Haber'de yayınlanmıştı. Rasim Özdenören'in vefatı üzerine tekrar yayınlıyoruz.)

Ankara. Kurtuluş. Dede Efendi Sokak. Yanımda Muhsin Demirel ve Muhammed Özdemir. “Edebiyat Dünyamızda Risale ve Bediüzzaman”ın serüveni, Rasim Özdenören’in evinde böylece başladı.

Bizi kitap dolu bir salona buyur ediyorlar. Kitaplar oldukça düzenli ve alımlı bir biçimde dizilmiş raflara.

Rasim Özdenören 69 yaşında ve hâlâ dupduru bir hafızaya sahip. “Hocam, görüşmeyeli 10 yıl oldu mu?” şeklindeki sorusuyla beni de şaşırtmıştı; çünkü çok iyi hatırlıyordu. Sonradan ekledi: “Sizin okulunuzu ziyaretimden sonra bir de Kızılay’da görüşmüştük.” diye. Ben de hatırlamıştım, Kızılay’daki karşılaşmamızı.

Ben “Edebiyat Dünyamızda Risale ve Bediüzzaman” adlı çalışmamdan söz ediyorum. Çarpılmışlar’daki “Mor Sinekler”de geçen ölüm konusuna, orada risaleden yapılan alıntılara değiniyorum. Yıllar önce çekilmiş ve Avrupa’da ödül almış “Çok Sesli Bir Ölüm”de geçen ölümle ilgili sözlerin “Mor Sinekler” öyküsünden filme aktarıldığına işaret ediyor. Mavera dergisinin ilk sayısında (Aralık 1976) yayımlanan ve alışılagelenin dışında, hiçbir noktalama işaretinin kullanılmadığı Mor Sinekler’deki ilgili bölümü hatırlıyoruz:

“İnanan adam için ölüm nedir ki dedi Hafız
Nedir ki hiç dedi eniştem
Hafız eniştemin söylediğini duymadı
Bir tebdili mekândır dedi
Hepimiz öleceğiz eninde sonunda dayım
Bütün nefisler ölümü tadacaklar dedi Hafız hepimiz o yolun yolcusuyuz ama er ama geç
(…)

Yüzde doksan dokuz ahbabın toplandığı âlemi berzaha bir visal kapısıdır diyor Hafız
Nenem başımı kucağına çekti saçlarımı karıştırmaya başladı Hafızın konuşmasından korkuyorum konuşması bir fısıltı olarak sürüp gidiyor hiç böyle uyumadım ben Kabir kapısına ağlayarak değil gülerek gir çünkü cemili zülcelalin dairei rahmetine ve mertebei huzuruna gidiyorsun
Hasta bir renge doğru götürdüler beni babamın yüzü gibi ve çökmüş ağzı gibi karanlık ve bir şey olmayan bir yer olmayan
Ve ziyafetgâhı ebedisi olan cennete çağrılıyorsun,
Konuşuyor Hafız
Ölüm idam değil hiçlik değil bitiş değil çöküş değil sönmek değil yokluk değil tesadüf değil belki insanın öz yurduna terhisidir
Dilinden anlamadığım bir adamlar konuşuyor bir yer olmayan orada sesleri korkutucu değil ama insanlar korkuyor onların konuşmasından hiçbir yerde görünmeyen belki de oralarda hiç olmayan insanlar
Fenaya değil bekaya gidiyorsun ademe değil vücudu daimeye sevk olunuyorsun zulümata değil âlemi nura giriyorsun kesrette boğulmayacaksın vahdet dairesinde teneffüs edeceksin
(…)
Selâ verildiğini duyduğumuzda güneş iyice yükselmişti poyraz hâlâ sürüyordu yerden toz toprak kaldırarak kâğıtları birtakım paçavraları oraya buraya savurarak
Ölüm bi şey değil dedim kızlara birdenbire
Sonra birden aklıma geldi
Ölüm yokluk değil dedim ne dediğimi bilmeden
Sonra güneşin ışıkları altında kuşların cıvıltısını işiterek el ele tutuşup koşmaya başladık”

***

Rasim ağabey, bir yazısında Bediüzzaman’ın başkaları tarafından değinilmeyen bir yönüne işaret ettiğini belirtiyor. Kitaplarına yönelip oradan Acemi Yolcu’yu buluyor. Acemi Yolcu’daki Sinek ve Burada Sineğe Yer Yok başlıklı yazılarından söz ediyor ve Burada Sineğe Yer Yok başlıklı yazısından bir bölüm okuyor bize:

“Derken ceketimin cebinde taşıdığım Bediüzzaman Üstad’ın Latif Nükteler başlıklı risalesini fark ediyorum. Harika bir tasvir: Üstad,........

© Risale Haber


Get it on Google Play