We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ben Nur talebesi değilim, hakikati yazdım

2 0 0
18.10.2021

İpek Yiğit'in yazısı

Yolculuğunu ölümünden sonra bile sürdürmüş bir yolcu… Peygamberler şehri Urfa’da, Balıklıgöl’ün hemen yanında boş bir mezar... Yolculuğunu ölümünden sonra bile sürdürmüş o yolcunun son durağı bu mezar! Bu yazım, işte o yolcunun yol hikâyesini anlatacak. İnsanlar üzerinde ciddi tesir uyandıran bir fikir adamının hangi açıdan insanları etkilediğini anlamak için uzun bir yolculuğa çıkıyoruz…

Said Nursi

Molla Said, Bitlis Hizan Nurs doğumluydu. Hizan, Nakşibendiliğin nabzının attığı merkezlerdendi. Said Nursi, yedi çocuklu fukara bir Kürt ailesindendi. Hayatı boyunca aralıksız sürecek olan yolculuğu dokuz yaşında başlamış, dokuz yaşından 19 yaşına kadar çeşitli medreseler arasında savrulmuştu. Dik başlı, asabi ve inatçı kişiliği yüzünden, her gittiği yerde yeniden yollara düşmüştü. Medreselerde az olmak üzere eğitim görmüş, Mardin’e geldiğinde artık kemâle erdiğine inanır olmuştu. Fakat şimdi, öğrendiklerini yaşama vakti gelmişti.

Yine o dönemde, Mardin’de tanıştığı 19’uncu yüzyıl önemli İslâm düşünürlerinden Cemaleddin Efgani’nin takipçisi olan bir derviş, ona Hak yolunu gösterdi. Said Nursi’ye bugüne kadar okumadığı şeyleri anlattı.

İslâm dünyası sömürgeciliğin tehdidi altındaydı. Cemaleddin Efgani ise İstanbul’da sömürgeciliğe karşı savaşıyordu. Bir yandan da İslâm’dan hurafelerin tasfiyesi için savaşıyordu. Ona göre Müslümanların geri kalmasının sebebi ayrılığa düşmeleri, kadere boyun eğmeleri İslâm’ı bilmeyip vehimlerle uğraşırken gerçek dini ihmâl etmeleriydi. Ki bu konuda çok haklıydı. Günümüze baktığımızda aynı tabloyu görüyoruz. Vahiy kadar, aklın, fen bilimlerinin ve felsefenin de önemli olduğunu savunuyordu. Biliyordu ki, aslında tüm bunların temelinde Allah’ın bize anlatmak istedikleri yatıyor ve bu durumu Allah bize vesile ile anlatıyordu. Fen, felsefe ve akıl… Vahiyler de aklı olmayanlara gelmedi: “Kurtuluşun çaresi birlikti; geçmişte de, günümüzde de…” Molla Said bunları ilk kez duymuştu. Yıllar sonra fikrî gelişimlerinden birinin Efgani olduğunu belirtecekti.

İslâm dünyasının tehdit altında olduğu o dönemde Ermeni sorunu tırmanmış, Girit karışmış, milliyetçilik salgını yüzünden imparatorluk dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı. Hatta Namık Kemal o dönem basılan “Kemal’in Rüyası” öyküsünde kadın kılığındaki Hürriyet’in ağzından çöküş hâlindeki Osmanlı’yı uyarıyordu. Molla Said derin uykusundan Kemal’in Rüyası ile uyandı: “Ey gaflet uykusuna dalanlar! Ey her türlü esirlik düşkünleri! Ey korkuya boyun eğenler! Ey hiçbir şerefsizlikten çekinmeyenler, gözlerinizi mahşer sabahında mı açacaksınız? Boynunuzdaki esirlik zincirini cehennemin sahibine teslim etmek için mi saklıyorsunuz?”

Bu çığlık Mardin’de Molla Said’in zihninde yankılandı. Önemli bir eşik atlamış, siyâsetle tanışmıştı.

Said Nursi’nin kendi beyanlarına bakacak olursak, hayatı, düşünce dünyası ve eserleri birbirinden köklü bir şekilde farklı iki döneme ayrılıyor. Bediüzzaman, bu dönemleri şöyle tanımlıyor: Ömrünün ilk 44 senesini “Eski Said” ve 45 yaşından itibaren geri kalan yaklaşık kırk senesini ise “Yeni Said”... Eski hayatında toplum........

© Risale Haber


Get it on Google Play