Sırr-ı Ebediyet

Bazen hiçbir şeyden emin olamıyorum. An geliyor her şeyi sorgular oluyorum; kendi samimiyetim, değerlerime ne kadar değer verdiğim, elimden geleni ne denli ardıma koyduğum, olması gereken, olmaması gereken, doğru yanlış karışıyor bazen, apışıp kalıyorum, gerçekliğin arayışında bir gönlü sahteliğin kucağında oynaşırken yakalıyor, inkisar-ı hayale uğruyorum. Bu yolda kızdığım kendimden başkası olmamalı, çünkü ben hiçi hep yapan, çokluğu yokluğa çeviren bir kudrete şahid olmuşken çoğu zaman, bir noktadan elifin vücudunu seyretmişken ve gönlümü bilmişken her güzelliğin can suyu, sorumlu olamaz benden başkası eksik ya da kötü görünen hallerden. Hasılı kelam, her şeyi sorguladım, bir an oldu, Allah'ın varlığı birde içimde hiçbir şey ile tatmin olmayan bir duygunun varlığı dışında her şey yokluğa gömüldü… Kesinkes eminim ki, o bu deniyyata ait değil, bir cevher ki aslı gökte kendi bir yerlinin içinde, 'gerçeği arıyorum' diye sızlayıp duruyor. Ölmekten razı değil, oluşa meftun, olmak için var. Suç ve Ceza'da Raskolnikov'un bir sözü vardı, yaşama arzusuna dair çok samimi bir ifadeydi, şöyle diyordu:

“Bir idam mahkumu ölümünden bir saat önce, galiba şöyle düşünüyordu; eğer yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde, ancak iki ayağımı koyacak kadar daracık bir yerde oturmam........

© Risale Haber