Serhat Şehrimiz Edirne’den Gezi Notları

Deyimler, atasözleri, ikilemeler, dualar ve beddualar gibi kalıplaşmış dil birimleri bakımından dünyanın en zengin dillerinden biri olan Türkçemizde yaygın olmasa da şöyle güzel ve hakikatli bir söz vardır: “Önce refik, sonra tarik.” Yani önce yoldaş, yol arkadaşı bulup sonra yola çıkmalı. Ne kadar doğru ve hikmetli bir söz. Bu söz ne kadar veciz olsa, akılda ve kalpte karşılık bulsa da insanın başına gelmeden böylesi sözlerin hikmetini anlayamıyor.

Birbirimize akraba yakınlığını aratmayan, her vesileyle bir araya gelme fırsatı kollayıp oluşturan binadaki komşularımızla yine bir seyahat planladık. Böylesi toplu gezilerde keyif ve lezzet sadece gezip görmede, yemede ve içmede değil, samimiyette, beraberce uyumlu bir şekilde ortak hareket etmektedir. Bu defaki güzergâhımız, Bursa’dan sonra İstanbul fethedilene kadar Osmanlı Devletine yaklaşık 88 yıl başkentlik yapan ve Ülkemizin Yunanistan üzerinden Avrupa'ya açılan sınır kapısı serhat şehrimiz Edirne’ye doğru olacaktı.

Altı aile bir hafta sonu tatilini fırsat bilip Edirne’ye gitmeye karar verdik. Organizasyon konusunda eline su dökülemeyen kabiliyet sahibi kafile reisimiz Tuncay bey, gezi boyunca saati saatine nerede olacağımıza, hangi mekânda ne yeyip içeceğimize ve ne vakit döneceğimize dair dakik bir programı hazırladı. Gruptaki akademik tecrübesi ve disiplini olan tıp doktoru Necip bey de Edirne’nin görülmeye değer her köşe ve bucağını tesbit etmiş, gezi notlarını özet târihî bilgilerle de desteklemişti. Konaklayacağımız oteldeki yerlerimiz bile haftalar öncesinden ayrılmıştı. Bir Arapça deyimde, “El ğaribu âmêun velev kâne basira!” yâni, bir yerin yabancısı görüyor olsa bile kör gibidir, denilmiş. Çok doğru. Çünkü, yabancı bulunduğu yerde ne var, neresi görülmeli, nereden nereye ne ile ve nasıl gidileceğini elinden tutan veya yol gösteren olmadıkça bilemez.

300-350 km uzaklıktaki hedefimize doğru çok erken vakitte, sabah namazının hemen ardından yola koyulduk. Huyu suyu, dünya görüşü, meslek-meşrepleri, sosyal statüleri, hayata bakış açıları farklı olsa da birbirine saygı, sevgi ve müsamaha muvacehesinde imtizac eden insanların birlikteliği kaliteli ve her ân'ı ayrı lezzetlidir. Grubumuz tam da öyleydi.

Gidiş sırasında arada bir dinlenmek ve kahvaltı için verdiğimiz için mola ile dört-beş saat süren yolculuktan sonra Edirne'ye vardık. Çorlu’dan itibaren yol boyunca Trakya’nın neredeyse her çeşit bitkinin yetiştirildiği bereketli topraklarında, artık ayçiçeği yağı diye sofralarımıza giren ve sapsarı çiçekler açmış kanola bitkisinin binlerce dönüm tarlada ekili olduğunu görmek şaşırttı bizi. Neredeyse arazilerin yarısına bu bitki ekilmişti.

Edirne şehir merkezinin sınırlarına girişten itibaren asırlara meydan okuyarak hâlen bütün ihtişamıyla ayakta duran iki üç muhteşem eser, şehrin her yerinden kendilerini gösteriyordu: Selimiye Camisi, Ulu Cami ve Üç Şerefeli Cami. Hele Selimiye Camisi ki, sanat değeri itibariyle Mimar Sinan'ın ‘kalfalık eserim’ dediği Süleymaniye Camisinden daha zarif, daha incelikle ve titizlikle Sultan II.Selim adına inşa ettiği “ustalık eseri” Selimiye Camisi… Bu şaheser mimarisi, yapı sanatı, hatları, çinileri, kubbe ve duvar süslemeleri itibariyle sanat ve estetik bakımından gerçekten de bu ünvanı hak ediyormuş. Şimdiye kadar görmediğime hayıflandım.

Şehre vardık. Otele yerleştikten sonra öğlen namazını şehirde ilk inşa edilen Ulu Camide, ikindi namazını Üç Şerefeli Camide kıldık. Üç Şerefeli Minarenin her şerefesine birbirinden bağımsız ayrı merdivenle çıkılır. Târihi şehri kafile halinde geziyoruz; arada sağda solda gördüğümüz eserlere göz atıyor, inceliyoruz. Akşam vaktine yakın Selimiye Camisine girdik, namaz vaktini bekliyoruz. Aman ya rabbim, bu ne ihtişam! Tek parça beyaz mermerden yapılmış minber, müezzin mahfili ile çevresindeki ahşap süslemeleri, duvarlardaki hat sanatının olağanüstü güzellikteki, celi ve sülüs tarzındaki gerek istif, gerek düz yazılmış hüsn-ü hat örnekleri. Kusursuz bir beşer eseri...

Ecdâdımız, ezanı bile her vaktin insan rûhundaki tesirine göre ayrı makamda okurdu. Bu gelenek hâlen selâtin ve târihi camilerde devam........

© Risale Haber