menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sanal Âlemde Başlayıp Gerçeğe Dönen Bir Dostluk

35 0
09.04.2026

20’nci yüzyılla başlayan bilişim çağı hayatımıza pek çok teknolojik yenilik getirdi. Teknik ve teknolojik alanlarda aralarında amansız rekabet yaşanan ülkeler ve bu ülkelerin dünyayı ahtapot kolları gibi saran uluslararası şirketlerinin çalışmaları ve halen neredeyse hergün yeni bir usûl, adet veya ürünü başımıza belâ ederek baş döndürücü bir hızla süren bu bilişim ve iletişim çağındaki durmak bilmeyen çalışmaların meyveleri olan teknolojik yeniliklere alışmak veya yetişmek bir yana, takip bile edemiyoruz.

Bugün bulunduğumuz noktada modern hayat tarzı, insanları sosyal hayattan koparıp adeta kendi ördüğü sanal âlemlere hapsetti. Kendilerini sanal dünyanın karşı konulamayan cazibesine kaptıran, küçüğünden büyüğüne, kadınından erkeğine çoğu insan, bu güyâ özgürlük(!) çağında farkında olmadan kendi kozalarında bilişim ve iletişimin baştan çıkaran alet ve edevâtına teslim ederek esaret hayatı yaşamaktalar.

Yukarıda değindiğim üzere, geleneksel akrabalık, dostluk ve arkadaşlıklar belki de kolay kapanamayacak çok ağır yaralar aldı. İnsanî ilişkilerimiz sanal diye adlandırılan mecralara taşındı. Buna rağmen, çok şükür ki, hâlen insan olduğunu unutmayan, kendini var eden ve şahsiyetini aldığı değerlerini muhafaza etmekte kararlı olanlar, bu sanal âlemde, bu yapay ilişki ağlarında boğulmadan insan kalmanın, dost ve arkadaş olmanın, yakınlarıyla ve sevdikleriyle ilişkilerini devam ettirmenin mücadelesini verenler var. İyi ki var…

DOST BİR ŞÂİRE, MUSTAFA ATİŞ’E DÂİR

O direniş mücadelesini veren birinden bahsedeceğim: Yazıp çizdiğimiz eserlerin sanal âlemde yayınlandığı ve ülkemizin tanınmış yüz akı kalem ve kelâm erbabı pek çok sanatçı, yazar, şâir, gazeteci, akademisyen, eğitimci, sinemacı, işadamı ve hatta siyasetçinin birarada bulunduğu "Edebiyat Dostları Grubunda” insanın içini ısıtan, kelimeleriyle insanın kalbinde sıcaklık ve samimiyet hissettiren, bazen buruk hüzün, bazen ^buram buram yakıcı hasret, bazen kavuşma sevinci, bazen moral ve mâneviyat, bazen de aşk ve sevda temâlı şiirlerini yayınlayan bir şâirin eserlerini okumak pek hoşuma gidiyordu.

Güle Ağıt, Heyelân Dünya, Yeşil Mavi Düşlerim (Mimoza) ve bir kısmı kendi şiirlerinin derlemesi olan Yardan mı Geçeceksin ismini verdiği kitaplarında yayınladığı, çoğu hece vezniyle yazılmış benim de pek hoşuma giden ve zevkle okuduğum bu şiirler belli ki saf, temiz ve nezih bir kalbe gelen ilhamların esintileri, coşkun akan bir çağlayanın ruhlara serinlik veren berrak ve duru suları gibiydi. Hele Karadeniz Bölgesini, ayrı ayrı illeriyle ve özellikle kendi doğup büyüdüğü Rize’nin Çayeli ilçesini anlattığı şiirleri, şâyet oraları görmeseydim, ‘bu şâir mübalâğa ediyor, sanki cenneti anlatıyor’ hissi uyandırıyordu. Her bir kıt’ası beşer mısrayla yazılmış harika bir şiirinin bir kıt’asında kelimelerle çelik çomak oynarcasına şöyle diyordu:

“Ya öldür sevdaları ya bu hasreti güldür

Mâziye gömüleyim sedâsız ve selâsız

Toprak olsa da vuslat benim düşümde Gül’dür

Hangi irem kolaydır sabırsız ve cefâsız

Ya öldür hasretleri ya bu sevdayı güldür.” Yine Çayeli’ne yaptığı bir güzellemede ilçesine sevdasını şu dörtlükle dile gelmiş:

“Diyardan diyara dolaştım durdum

Gözümü kapattım hep seni gördüm

Döneceğim diye hep hayâller kurdum

Sensiz hayat hep bîzârdır Çayeli’m”

Bahsini ettiğim şâirle grupta paylaştığı bazı şiirleri hakkında sanal âlemde yazışmaya, kullandığı kelimelerin şiirin temâsına uygunluğu hususlarını kritik edip fikir teatisinde bulunmaya başladık.........

© Risale Haber