'Kırk Yaşında Lâkayd Bir Adam'
"Akşam üzeri güneş doğmuştu. İki güneşi bir arada gördü Emirdağlılar. Fakat kör olanlar, gece nasıl yürürse; gündüz de öyle yürürdü. Emirdağ'da emir vardı. Güneş, balçıkla sıvanacak ve minareye kılıf uydurulacaktı. Emirdağ'da gönüller aydınlandı. Herkes ayna olmuş, her aynada güneş parlıyordu. Işığa düşman olan aydınlar, o aynaları kırdılar. Yine de her bir ayna parçasında bir güneş göründü."
Yukarıdaki paragraf, Necmettin Şahinler'in yazdığı "Bilinmeyen Tarafları ile Bediüzzaman Said Nursi" kitabında geçen, Hekimoğlu İsmail'in üstadın Emirdağ'a gelişini edebî bir şekilde anlattığı "Emirdağ'da Sabah" yazısının sonundan alındı. Yazının tümünü okumanızı ısrarla tavsiye ederim.
Üstad, 1944 Ağustos sonlarında Denizli hapsinden tahliye edilince, Ankara'dan gelen bir emirle Emirdağ'a gönderilmişti. Gündüzün ortasında gece yürür gibi yürüyenlerce, kendisine diğer yerlerde olmadığı kadar insafsızca iftiralar atılmış, musibet ve ithamlara daha ziyade hedef olmuş, dâimî tarassuda, hatta imhaya bile maruz kalmıştı Emirdağ'da.
Denizli'de beraat etmiş, eserleri iade edilmişti. Buna rağmen serbest bırakılmış değildi. Daha ziyade bir kontrole tabi tutulmuştu. Hatta, Denizli hapsinin bir aylık sıkıntısını, bazen bir günde Emirdağ'da çekiyordu. Evet, Emirdağ'da bir güneş doğmuştu ama bu güneş, ancak ona ayna olanlarda parlayabiliyordu. Ayna olanlar var mıydı? Vardı ve onların başında da "Çalışkan" ailesi geliyordu.
Üstad, ilk hayatında ve devamında İkinci Said Döneminde, ikâmete mecbur tutulduğu her yerde Barla'da, Kastamonu'da, Emirdağ'da bazen yüksek dağ başlarında, büyük kayalıklar arasında gezer, yalnız başına sessiz........
