(Katre-Reşha-Zühre Bahsinin Şerhi)-4

Esmaü’l-Hüsna ve İnsanın Kemal Yolculuğu

Esmaya Mazhariyet Dereceleri

Üstad olayı özetliyor: “İnsan çendan bütün esmâya mazhar ve bütün kemâlâta müstaiddir. Lâkin, iktidarı cüz'î, ihtiyarı cüz'î, istidadı muhtelif, arzuları mütefavit olduğu halde, binler perdeler, berzahlar içinde hakikati taharrî eder. Onun için, hakikatin keşfinde ve hakkın şuhudunda berzahlar ortaya düşüyor; bazılar berzahtan geçemiyorlar.

[Buradaki “berzahları” nefs-i emmare ve yedi mertebesi; şahsiyet ve enaniyetin dereceleri gibi düşünebiliriz. Bunların her biri hakikat ve hak yolunda önümüzde bir perde ve aşılması gereken bir berzahtır. Üstad “Cep fenerini” boşuna kırmıyor. O fener, Üstad ile “hakikat-i kâinat” arasına giriyor. Demek kendine güvenmek değil, celal ile kendi aklını ve enaniyetini yere çalmak bazen mesafe kat ettiriyor.]

Kabiliyetler başka başka oluyor; bazıların kabiliyeti, bazı erkân-ı imaniyenin inkişafına menşe olamıyor.

[Marifet, tefekkürün bir seviyesi ve bilginin bir derecesinin adıdır. Tasavvur tarzındadır. Hakikati arama esnasında oluşur. Marifet, bu boyutuyla ilimden geridir. İlim ise, “tasdik” in ve hakikati bulmanın sonucudur. Bu seviye “ilme’l-yakîn” dir; tahkikî imanın ilk mertebesidir. Bazı kişiler zihin dağınıklığı, yorgunluk, meşgale ve saire sebeplerden dolayı hakikati bulamıyor, en fazla “marifet” sahibi olabiliyor. İlmin bir ileri seviyesi “ayne’l-yakîn” e tekabül eden “iz’an” dır. İz’an seviyesi, kalbe yerleşen bilginin adıdır. Şuhudî iman mertebesidir. Bu manada herkes tahkikî imana ve mertebelerinde yol almaya erişemiyor. Kabiliyeti yetmiyor. Veya bir konuda odaklanamıyor, gelişmiyor, kendini zorlamıyor veyahut ihtiyaç hissetmiyor. Bu da inkişafı engelliyor.]

Hem esmânın cilvelerinin renkleri mazhara göre tenevvü ediyor, ayrı ayrı oluyor; bazı mazhar olan zat, bir ismin tam cilvesine medar olamıyor.

[Hâfız ismi ve muhafaza hakikati, güçlü olan aslanda “saldırma fiili” ile kendini gösterirken; güçsüz hayvanda “kaçma fiili” ile kendini gösterir. Firar hakikati, kuşlarda “uçma”; balıklarda “derine dalma”; ceylanlarda “koşma” şeklinde; yürümekten âciz bukalemunlarda ise, “kamuflaj yapmak” ile kendini gösterir. Demek aynı hakikat mazhara göre görünüyor. Fakat bu Hâfız isminin bütün özellikleri insanlardan olan askerlerde görünür. Bordro Berelilerde olduğu gibi… Denize de dalar; hızlı da koşar; helikoptere binip de kaçar; olmadı kamuflaj yapar. Demek tam mazhariyet insandadır, diyebiliriz.]

Hem külliyet ve cüz'iyet, ve zılliyet ve asliyet itibarıyla, cilve-i esmâ başka başka suret alıyor; bazı istidat cüz'iyetten geçemiyor ve gölgeden çıkamıyor.

[Tevhid, kâinatı okuyarak da elde edilir, kendini okuyarak da… Bazı kişiler kendilerini okuyarak tevhidi bulurlar fakat bulduktan sonra aşk makamına geçerler. Tevhidin verdiği zevk ve manevi hava ile işi küllileştirmeyi veya diğer iman esaslarına geçmeyi ihmal ederler. Oysa kendinde bir hakikatin yansımasını bulduğu gibi bütün insanlarda da, bütün canlılarda da, bütün cansızlarda da hakikati bulmalı ki, her yerin ve her yerdeki canlı-cansız her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu görebilsin, hissedebilsin. İmanı ihtişam kazansın. Kâinat kadar genişlikte bir “daire-i huzur” da kendini hissetmek nerede sadece kendi üstünde Allah’ın mührünü okumak nerede? Okyanus ve damla gibi… İşte bazı kişiler, cüz’iyette kalıyor, kendi içinde tıkanıp duruyor. Zılliyet, gölgelik; asliyet ise köklük… Vekil öğretmen ile hakiki öğretmen gibi… Veya sözleşmeli ve geçici asker ile hakiki ve sürekli asker gibi… Ay ışığı, gölge; güneş ışığı ise asıldır. Ay ışığı, küçük bir buz kalıbını eritemez ve yedi rengi veremez; fakat güneş ışığı buz dağlarını eritir, okyanusları buharlaştırır, yedi rengi verir hatta güneşin kendi görüntüsünü de gösterir. Ay, kendisi ışık sahibi değildir. Işığını güneşten alır fakat ay ışığının yansımasında güneş değil, ay görünür. Asıl mükemmellik, aya değil, güneşe aynalıktadır.]

Ve istidada göre bazan bir isim galip oluyor, yalnız kendi hükmünü icra ediyor; o istidatta onun hükmü hükümran oluyor.

[Nefs-i emmâre, Kadîr ismini sever. Onun aradığı keramet de “kudret kerametleri” olan kerâmet-i kevniye olur. Oysa akıl, Alîm ve Hakîm isimlerini sever. Onun için hakiki keramet, “ilmî ve manevi kerametler” dir. Bazı insanlar akıl merkezlidir. Onlarda duygudan ziyade düşünce hâkimdir. O yüzden onun hayatı düşünme ve okuma üzere geçer. Bazısı ise duyma, dinleme ve duygusallık üzere ilerler. Onun istidadında hâkim olan İsim veya İsimler onu yönlendirir.]

Zühre-Katre-Reşha Temsili Eşliğinde İnsan Fıtratının 27 Gelişim Seviyesi

Bediüzzaman konuyu sembolleştirme eşliğinde şöyle izah eder: “İşte, şu derin sırra ve şu geniş hikmete, esrarlı, geniş ve hakikatle bir derece karışık bir temsille bazı işaretler ederiz.

Meselâ, Zühre namıyla nakışlı bir çiçek ve kamere âşık hayatlı bir Katre ve güneşe bakan safvetli bir Reşha'yı farz ediyoruz ki, her birisinin bir şuuru, bir kemâli var ve o kemâle bir iştiyakı bulunuyor.

Şu üç şey de, çok hakikatlere işaret etmekle beraber, nefis ve akıl ve kalbin sülûklerine işaret eder ve üç tabaka ehl-i hakikate misaldir.

Bediüzzaman metne ait dipnotta şöyle diyor: “Her tabakada dahi üç taife var. Temsildeki üç misal, her tabakadaki o üç taifeye, belki dokuz taifeye bakar; yoksa üç tabakaya değil.

[Üç tabakayı ve her tabakadaki üç grubu söylüyor. Tabakalardan sonra güneşin küllî (umumî), hususî ve cüz’î şeklinde üç tecellisi olduğunu beyan ediyor. Şimdi her insanda nefis-akıl-kalb olduğu, bunların da küllî (umumi)-hususi-cüz’î tarzları bulunduğu ve üç tabaka şeklinde de yürüdüğü için kombinasyon yaptığımızda karşımıza 27 farklı durum ortaya çıkar:

1) Külli Zühre-Külli Katre-Külli Reşha

2) Külli Zühre-Külli Katre-Hususi Reşha

3) Külli Zühre-Külli Katre-Cüz’î Reşha

4) Külli Zühre-Hususi Katre-Külli Reşha

5) Külli Zühre-Hususi Katre-Hususi Reşha

6) Külli Zühre-Hususi Katre-Cüz’î Reşha

7) Külli Zühre-Cüz’î Katre-Külli Reşha

8) Külli Zühre-Cüz’î Katre-Hususi Reşha

9) Külli Zühre-Cüz’î Katre-Cüz’î Reşha…

10) Hususi Zühre-Külli Katre-Külli Reşha

11) Hususi Zühre-Külli Katre-Hususi Reşha

12) Hususi Zühre-Külli Katre-Cüz’î Reşha

13) Hususi Zühre-Hususi Katre-Külli Reşha

14) Hususi Zühre-Hususi Katre-Hususi Reşha

15) Hususi Zühre-Hususi Katre-Cüz’î Reşha

16) Hususi Zühre-Cüz’î Katre-Külli Reşha

17) Hususi Zühre-Cüz’î Katre-Hususi Reşha

18) Hususi Zühre-Cüz’î Katre-Cüz’î Reşha.

19) Cüz’î Zühre-Külli Katre-Külli Reşha

20) Cüz’î Zühre-Külli Katre-Hususi Reşha

21) Cüz’î Zühre-Külli Katre-Cüz’î Reşha

22) Cüz’î Zühre-Hususi Katre-Külli Reşha

23) Cüz’î Zühre-Hususi Katre-Hususi Reşha

24) Cüz’î Zühre-Hususi Katre-Cüz’î Reşha

25) Cüz’î Zühre-Cüz’î Katre-Külli Reşha

26) Cüz’î Zühre-Cüz’î Katre-Hususi Reşha

27) Cüz’î Zühre-Cüz’î Katre-Cüz’î Reşha.

Bu şekilde 27 insan karakteri ortaya çıkar. Her bir insan da bulunduğu manevi konum itibariyle bu 27 gruptan birine mutlaka dahildir. Gelişim seyrine göre farklı bir gruba girer. Külliyi, o konuda kendini en iyi geliştiren kişi olarak düşünebiliriz. Hususiyi, belirli bir seviyeye kadar kendini geliştiren diye ele alabiliriz. Cüz’îyi ise, o konuda kendini zorlamayan ve dünyaya geldiği seviyede bırakan kişi diye düşünebiliriz. Zühre yerine “nefs” i, katre yerine “akl” ı, reşha yerine “kalb” i koyup yukarıdaki örnek karakterleri okuyabiliriz.]


© Risale Haber