Görünmeyen Zemin Görünen Hayat

Bazı fiillerin ve tezahürlerin cereyanı, esîr gibi latif bir zemini gerektirir.

Hakikat, esîrin kendisinde değildir; esîr, hakikatin cereyanına hizmet eden bir vasıta hükmündedir. Zira hakikat, maddede hulûl eden bir şey değil; fiilleri ve tecellîleriyle kendini gösteren bir manadır.

Bu fiiller; elektromanyetik yayılım, ziya (ışık), elektrik alanları, manyetik tesirler ve dalga karakterli cereyanlardır. Bunlar cisim değildir; ancak başıboş, mesnetsiz ve ilişkisiz de değildirler. Aksine, muntazam bir işleyiş sergilerler. Bu sebeple bu fiillerin cereyanı, taşıyıcı ve elverişli bir zemini zarurî kılar.

İşte sema denizi hükmünde olan esîr içinde, ziyadar bir kabarcık gibi görünen bu cereyanlar; güneşin bizzat zâtı değil, güneşten gelen fiillerin tecellîleridir. Güneşin ziyasına ait tesirler, esîr üzerinde yayılır ve intikal eder. Cereyan eden şey güneşin kendisi değil, güneşle irtibatlı fiillerdir.

Bu noktada şu soru akla gelir:

Maddî olmayan fiillerin cereyanı için bir zemin gerektiği kabul edilirse, bu durum yalnızca görünmeyen âlemlere mi mahsustur; yoksa görünen âlemde de benzer bir işleyiş mevcut mudur?

Bu sorunun cevabını aramak için, kâinatın en berrak ve en sade unsurlarından biri olan suya nazar etmek kâfidir. Zira su, basit bir moleküler yapıdan ibaret olduğu hâlde, atomlarının aralarındaki bağların tertip ve sürekliliğiyle hayatı taşıyan bir işlev görür.

Böylece görünmeyen fiillerde aranan “zemin ve ilişki” şartının, görünen âlemde moleküler düzeyde nasıl tahakkuk ettiği, suyun yapısında açıkça müşahede edilir.

Suyun moleküler yapısı ilk bakışta basittir: İki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşur. Ancak suyu işlevli kılan, bu atomların........

© Risale Haber