menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Yirmi İkinci Söz den Hayata Nazar'

17 0
12.06.2026

Bismillah

Hareket takip edildiğinde bir yol haritası verir muhatabına. Bizler uzun bir yolculuğun takipçileri olarak görünmeyen haritamızın görünürlüğünü işleyerek hayatın, maddenin ve vücudun düğüm noktasına doğru bir keşfe çıkıyoruz.

Bu defaki keşif harekâtımız Risale-i Nur’un Yirmi İkinci Söz’ün İkinci Makamının nurlu ufkuna doğru..

​Kâinata baktığımızda gördüklerimiz; akan nehirler, titreşen atomlar ve muazzam bir nizamdır. Hayat, bu akışın içinde durup bütünü seyredebileceğimiz en berrak ayna gibidir.

Risale-i Nur’dan nokta-i mihrakiye;

“Zira her biri birer mu’cize-i kudret olan zîhayatlar, her biri o Şems-i Ezelî’nin şuaları hükmünde olan esmasının nokta-i mihrakıyesi suretindedir.” (Sözler 296.sh)

Camid zerreler bir araya gelip “hayat” bağıyla bağlandıkları an, sıradan birer madde olmaktan çıkıp, kâinatta birer şifre merkezine dönüşürler.

Optik biliminde bir merceğin, üzerinden geçen tüm ışık şualarını tek bir noktada toplamasına “odak noktası” yani “nokta-i mihrakıye” denir. Zihayatlar da aynen bu mercek gibi; kâinatta yayılmış olan o muazzam nizamın, bilginin, şefkatin ve her şeyi kuşatan mukaddes sıfatların parıltılarını kendinde toplayıp görünür kılan muazzam bir odak noktasıdır.

​Bugün genetik laboratuvarlarında yapılan bir DNA özütleme işlemi, bu hakikati gösterir. Bilim adamları bir hücreyi moleküler düzeyde parçalayıp kimyasallarla bir nevi çözdüklerinde, tüm elementler dağınık halde savrulur. Fakat o karışım yüksek hızlı bir santrifüj cihazında döndürüldüğünde, hücrenin ağır ve cansız atıkları dibe çökerken; hayatın şifresini barındıran berrak DNA zinciri en üstte, tam bir odak noktasında süzülerek toplanır.

Bilim insanlarının o tüpün ucunda süzüp çıkardığı mikroskobik sarmal; kâinat ta cilveleri ve akisleri görünen ilim, irade ve kudret gibi mukaddes sıfatların ve isimlerin gelip kesiştiği yerdir.

Üstadım hazretleri Yirmiikinci Sözün

İkinci Makamında ki ifadeleriyle ;

​“Evet herbir zîhayatta; biri Ehadiyet sikkesi, diğeri Samediyet turrası bulunuyor. Zira bir zîhayat ekser kâinatta cilveleri görünen esmayı birden kendi âyinesinde gösteriyor. Âdeta bir nokta-i mihrakıye hükmünde, Hayy-u Kayyum’un tecelli-i ism-i a’zamını gösteriyor.” (Sözler- 298)

O berrak DNA sarmalı, âdeta bir nokta-i mihrakıye hükmünde, Hayy-u Kayyum’un tecelli-i ism-i a’zamına isaret ediyor. İşte bu, bütünü en küçük parçada en parlak haliyle gösterme sanatı, yani o taklit edilmez Ehadiyet sikkesidir .

​Bitkilerin tohumları ya da canlıların başlangıç özleri madde olarak birbirinden farklı değildir. Hepsi temelde aynı elementlerden; karbon, azot, müvellid-ül mâ (hidrojen) ve müvellid-ül humuza (oksijen) atomlarından mürekkeptir .

Risale-i nurun ifadeleriyle;

“Zâten eşyanın asıl menşe’leri, şu dört maddedir: Yeni hikmetle müvellid-ül mâ, müvellid-ül humuza, karbon, azottur ki, bu anasır evvelki unsurların eczalarıdır.” (Sözler 297.sh)

“Karbon, azot, müvellid-ül mâ, müvellid-ül humuzadan mürekkeb, mahiyetçe birbirinin misli, keyfiyetçe birbirinden ayrı, yalnız kader kalemiyle sırf manevî olarak aslının proğramı tevdi edilmiş.” (Sözler 298.sh)

​İşte bu noktada DNA hem görünmez hem de görünür olan muazzam bir köprüdür. Görünmezdir; çünkü tohumun veya o sarmalın içindeki “bilgi”, “plan” ve “tasarım” ilmidir; ilim ve kader kaleminin eseridir. Görünürdür; çünkü o kader programı çalışmaya başladığında, o ilmi plan atomları kuşanarak üç boyutlu dünyada şekil alır. Ağacın dalları, yaprakları ve gövdesi, aslında o görünmez DNA sarmalının makro boyuttaki birer projeksiyonu, yani vücut bulmuş halidir. Dalların her bir hareketi, o görünmez yazılımın görünür hale gelmesidir.

​Eğer bu elementler, her şeyi bilen bir Zât’ın emirber birer vazifedarı olmazlarsa; o laboratuvar tüpündeki ya da topraktaki her bir zerrenin içinde, yeryüzündeki tüm canlıların adedince manevî fabrikaların ve matbaaların bulunması gerekir.

“İşte eğer o zerre, bir Kadîr-i Mutlak'ın memuru olmazsa ve nisbeti o Kadîr-i Mutlak'tan kesilse; o vakit o zerreye, herşeyi görür bir göz, herşeye muhit bir şuur vermek lâzımdır.” (Sözler 296.sh)

​Nitekim bir insan bedenine makro boyuttan mikroskobik boyuta doğru derin bir görsel yakınlaşma yapıldığını farzederek, dokulardan hücre çekirdeğine süzüldüğümüzde karşımıza sarmal sarmal katlanmış bir bilgi kütüphanesi çıkar........

© Risale Haber