Prof. Dr. Alaaddin Başar beyin gözüyle Mehmed Kırkıncı Hocaefendi |
-Bu konuşma, merhum Prof. Dr. Alaaddin Başar hocamızın, Risale Akademi’nin hazırladığı anma toplantısında (20 Şubat 2021 Cumartesi), rahle-i tedrisinde yetiştiği Mehmed Kırkıncı Hocaefendi hakkında yaptığı konuşmanın yazıya geçirilmiş halidir. Cenab-ı Hak her iki büyüğümüzden de ilelebet razı ve hoşnut olsun.- (Salih Okur)
Hocamızın vefat yıldönümü münasebetiyle Risale Akademi bir program düzenlemiş. Öncelikle kendilerine teşekkür ediyorum.
Benden de bir kaç dakikada olsa bir konuşma istendi. On beş dakika dendi ama ben daha kısa zamanda bir kaç şey söylemeye çalışacağım.
Bir defa hocamızın hizmetleri hakkında konuşmayı zaid görüyorum. Çünkü zaten biliniyor. Bilindiğinin de en güzel delili bu programdır. Biliniyor, hizmetleri takdir ediliyor, hizmetlerde müessiriyeti herkes tarafından kabul edilmiş.
Ben bu gün hocamızın hizmetlerinden bahsetmeyeceğim. Sadece şahsi hayatından birkaç kelam etmek istiyorum.
Hocamı ben 1964’de tanıdım. 1964’de üniversiteye talebe olarak girdim. O sene Risale-i Nur’u tanımak nasip oldu. Gittiğimiz bir derste tanıdım hocamı. O dersten kısaca bahsetmek istiyorum.
Ders bir evdeydi. O zaman Kümbet’in dışında bir medrese yoktu. Derse bir arkadaş “ dayım seni çağırıyor” diyerek davet etmişti. Gündüz dayısının dükkânına uğramıştık da, ben de bizi eve yemeğe çağırıyor sandım, gittik.
Evde ders varmış. Kırkıncı hocam ders yaptı. Allah razı olsun, Allah rahmet etsin.
Ders bitmek üzere iken, bir zat elinde bir torba ile içeri girdi. Rahmetli Hacı Musa(Güngör) abi. Biz Fatiha dedik. O, risaleleri yere serdi. Ben de orada ilk defa 23. Söz’ü satın aldım. Tabii sonra merak ettim. “Bu, neden dersin sonunda geldi?” İleride anladık ki, meğer o zamanlar risaleler yasakmış, kitapları yakalatmamak için son dakikaya kadar beklemiş. Öylece derse gelmiş. Herkes alacağını aldı. Tekrar topladı ve hemen gitti.
Bunu şunun için söylüyorum; nereden nereye geldik elhamdülillah. Bak bugün kaç yayınevi risaleleri basıyor, yetiştiremiyor. Bizatihi devlet tarafından da bazı risaleler basıldı. Yani bir evin içerisinde bile gizli okuduğumuz kitaplar bugün elhamdülillah kaç dile tercüme edildi.
Bu, başta tabii Üstadın ihlası. Yani Üstadın ihlasının bunlar meyveleri. Şefkatinin meyveleri. “Karşımda müthiş bir yangın var.. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum” diyor ya üstadımız. Bir ömür boyu koşmuş. Ve dua etmiş. O duaları, koşmaları bir sual olmuş. Cenab-ı Hak cevabını bu hizmetin muvaffakiyeti tarzında lütfetmiş.
Burada da bütün ağabeylerimiz gibi, Hocamın da hizmetin bize kadar ulaşmasında çok büyük hissesi vardır.
Kendisini biraz erken tanıma imkânım oldu. Evden Kümbet’e kahvaltı yapmadan gelirdi. Kahvaltıyı orada yapardı. Kümbete gelir gelmez, namaza dururdu. O namaz kılarken de, Arapça okuttuğu talebeler kahvaltı sofrasını hazırlarlardı. Selam verir, sofraya otururdu.
Arapça okutması bazen yadırganırdı; “Risale-i Nur hizmeti için açılmış bir yerde Arapça ders okutmak, filan.” Sonra anladık ki, bunun........