We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yaşamı kolaylaştırmanın bir yolu var mı?

8 2 7
08.12.2018

Mürşidimin Birinci Söz'ün temsilî hikayeciğinde zikrettiği, "Alanı her yerde selâmetle gezdi" cümlesini yeterince geniş anlamadığım kanaati hasıl oldu bende son günlerde. Aynı şeyi şahit olduğum Birinci Söz okumalarında da görüyorum. Bu cümle, öncesi ve sonrasıyla, 'Bismillah' diyenin işinin rastgideceği, zorunun kolaylaşacağı, sıkıntı çekmeyeceği bağlamında okunuyor. Evet. Doğrudur da. Hepimizin hayatında buna dair şahitlikler var. Fakat mesele salt bu manaya indirgendiğinde sanki eksik kalıyor. Birinci Söz'ün bize öğretmeye çalıştığı sırr-ı besmeleye de tam tekabül etmiyor. Peki, daha geniş bir düzlemde, "Alanı her yerde selâmetle gezdi" ifadesi bize ne söyler? Şimdi, yanısıra bir hadis-i şerifi de anımsatarak, bu konuyu kardeşlerimle konuşmak istiyorum.

Hepiniz bilirsiniz. "Din kolaylıktır!" buyuruyor Aleyhissalatuvesselam. Biz bu kolaylığı daha çok 'şıklardan kolay olanla amel etme' bağlamında takva/fetva eksenli yorumlasak da, bence, ondan ötede 'dinin kainatla uyumudur' vurgu yapılan. Biraz daha derinlikli bir tefekkürde görülür ki: Bu uyum esasında tevhidin hem delilidir ve hem lazımıdır. Tekvinî şeriat ve şeriat-ı Muhammediye aynı Allah'ın yarattığı iki şeriat/kitap olarak elbette birbirleriyle çelişiyor olamazlar. (Çelişiyorlarsa tevhid iddiası hakikatsiz demektir.) Bu nedenle diyebiliriz ki: Din aslında bize varlıkla 'uygun adım yürümeyi' öğreten şeydir. Hakiki uyum ondadır.

Şeriat-ı Muhammediye'nin dairesinin dışına çıkıp da varlıkla çelişmemek mümkün olamaz. Ki, modern zamanlarda ekolojiye ödettiğimiz bedel, şeriat-ı Muhammediye ile ilişkisinde 'ahirzaman şiddetinde' problemler yaşayan insanoğluna en büyük dersi vermektedir. Demek hukukullahı inciterek hukuk-u mahlukat korunamaz. Birincisindeki sorun mutlaka bize diğerinde de bedeller ödetir. Hem ödetmektedir.

Duhân sûresinde geçen "Gök ve yer onların ardından ağlamadı!" manasını tefsir ederken benzer bir noktaya dikkat çeker Bediüzzaman: "Ehl-i dalâlet, madem semâvât ve arzın vazifelerini inkâr ediyor, mânâlarını bilmiyor, onların kıymetlerini iskat ediyor, Sânilerini tanımıyor. Onlara karşı bir hakaret, bir adâvet ettiğinden, elbette semâvât ve zemin, onlara ağlamak değil, belki onlara nefrin eder, onların gebermesiyle memnun olurlar." Bu memnuniyeti, dikkat çekmeye çalıştığım 'uyumsuzluk' perspektifinden hareketle, 'verdikleri zararlara bir gönderme' olarak da anlayabiliriz. Hakikaten bugünün küfür medeniyeti kainata öyle zararlar vermektedir ki, tabiat bu medeniyetin yıkılmasıyla ne kadar sevinse, yeridir.

Bulabildiği her kaynağı çılgınca........

© Risale Haber