Açık-saçıklık da bir asayiş meselesi değil mi?
"Sual: Neden bu kadar İngilizden nefret ediyorsun, musalâhasını da istemiyorsun? Cevap: Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedid görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir. Çekirdek halinde olan secâya-yı seyyieyi içimizde inkişaf ettirdi. Hayatın yarası iltiyam bulur; izzet-i İslâmiye, namus-u millînin yarası pek derindir." Tuluât Risalesi'nden.
Tesettür hakkında yazması zordur. Zira, Bediüzzaman Hazretlerinin tabiriyle, 'taklidi kırılmış ve teslimi bozulmuş asırda' yaşıyoruz. Bu zamanın müslümanının problemi 'bilmemek' değil. Bildiğini uygulayamayacak kadar başka birşeye 'alışmış olmak.' Yanisi 'bağımlısı olmak.' Evet. Önce kendim itiraf ederim ki: İslam'a göre giyinmek bana da zor geliyor. Ne anlamda? Mesela: Başıma sarık sarıp dolaşamıyorum. Ayağıma şalvar giyip gezemiyorum. Bunların sünnete daha uygun olduğunu biliyorum. Fakat "İnsanlar ne der, nasıl bakar, nasıl görünürüm?" yollu endişelerimi aşamıyorum. Benim bu endişeleri taşımam aslında kemalist rejimin bendeki başarısıdır. Öyle ya. Kemalist rejimin asıl başarısı bize İslam'ı bilgi olarak unutturmak değildir. Hayır. Bunu aslında başaramamışlardır. Fakat bir âdet olarak İslam'a uygun olanı yapmayı o denli unutturmuşlardır ki, genel kabul gören yeni kullanımlar, eskilerine dönüşü güçleştirmiştir. (Doğrusu bilinse de.) Yani toplumsal âdetler değişmiştir. Yeni bâtıl/batılı âdetler genel kabul görmüştür. Burada mücadele akla/fikre değil bağımlılığa karşı verildiği için sonuç alınması da daha güçtür. Aklı başındayı illa ikna edersin. Ama bağımlıyı ancak rehabilite edebilirsin.
Madde bağımlısı tanıdığı olanlar bu dediğime hakverecekler. Bu tür bağımlılıklar 'sunî fıtratlar' olarak sahiplerini çok zorlarlar. Bir bağımlısının uyuşturucuya duyduğu ihtiyaç, eğer kendisine sorsanız, herhangi birimizin su içmeye duyduğu ihtiyaçtan farklı değildir. Vücudu onu öyle sanır. Psikolojik olarak da öyle algılar. Bir zamanlar öyle olmadığını elbette hatırlamaktadır. Ama sanki bunu kendisine artık anlatamaz. Vücudu da anlamaz. Aşırı bağımlı hale gelmişlere uyuşturucu birden de bıraktırılmaz. Azaltıla azaltıla terkettirilir. Yoksa, âni terkedişlerde, ölüme bile yol açabilen krizlere girebilirler. Tıpkı uzun süre suç içmeyenin yaşayacağı gibi...
Açık-saçıklığın Türkiye'de geldiği boyutlara bakarsak bizim bu durumumuzun 'madde bağımlılığından' farksız olduğunu düşünmek yerinde olur. Uyuşturucu kullanıcıları daha evvel kullandıkları dozlarla tatmin olmamaya başlarlar. Daha fazlasını kullanmak için açlık duyarlar. Çünkü evvel salgıladıkları dopamin miktarı artık onları kesmemektedir. Dikkat ederseniz tesettürsüzlüğün miktarı da giderek artıyor. AK Parti üzerine alınmasın ama son yirmi........
