Öz Kardeş, En Birinci, En Yüksek ve En Fedakâr Talebe: Abdülmecid Nursi-2 |
Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle “öz kardeşi ve en birinci ve en yüksek ve fedakâr bir talebesi” olan1 Abdülmecid Nursi’nin Birinci Dünya Savaşı öncesi ve savaş yıllarındaki hayatını anlatmaya çalışacağız inşaallah.
Abdülmecid Nursi, Horhor Medresesinde okurken aynı zamanda Bediüzzaman’ın vali Tahir Paşa’nın konağında düzenlediği ilmi sohbetlere de katılır. Konakta düzenlenen ilmi sohbetleri Molla Abdülmecid Efendi'den dinleyelim: "Van Valisi Tahir Paşa'nın her gece aleddevam yapılan ilmî münakaşalarda, bilhassa fünun-u cedide (yeni çıkan fenler) mes'elelerinde hasıl olan mecburiyete binaen, Bediüzzaman mekteb fenlerine de çalışarak, iki hafta zarfında lise muallimliği yapacak seviyede malûmat sahibi olmuş ve fennî münakaşalarda imtiyaz kazanmıştır.”2
Abdülmecid Nursi, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Ruslardan cesaret alan Ermenilerin saldırıları üzerine Bediüzzaman’ın idaresinde savaşa katıldı.3 Abdülmecid Nursi’nin öğrencilerinden Şeyh Reşid Güleşer bu konuda şu bilgileri veriyor: “Harb-i Umumi patlak verince Ermeniler ayaklandılar ve güzel Van’ı ateşe verdiler. Artık iç harb başlamıştı. Kalemi ve defteri bırakan bizler silaha sarıldık. Hocam Abdülmecid Nursi ve Şehid Ubeyd bizlerin başında idiler. Ve ağabeyleri Bediüzzaman gibi harbe iştirak ettiler. O vakit binlerce gönüllü asker vardı. Bunların başkomutanı (Allah gani gani rahmet etsin), o günlerde Molla Said-i Meşhur lakabıyla anılan Bediüzzaman Hazretleri idiler. Hocam Abdülmecid ve yeğeni Ubeyd ile beraber idiler. Hiç birbirlerinden ayrılmazlardı. Edremid ve Gevaş üzerinden Tatvan’a ve oradan da Bitlis’e geçmişler. Sonradan öğrendiğime göre yeğenleri Ubeyd, Bitlis girişinde şehit düşmüş, fakat Abdülmecid Efendinin yara alıp almadığını bilmemekteyim. Elbette böyle bir ana-baba gününde bizler kendimizi tamamen kaybetmiştik. Soğuk vardı, kar vardı, harb de eklenince gerisi malumunuzdur.”4
Abdülmecid Nursi’nin Birinci Dünya Savaşına katıldığına dair bilgi verenlerden biride İstiklal Harbi gazilerinden Mustafa Kodal’dır. Kodal şunları anlatır: “Van’da Molla Said-i Meşhur Hazretlerini ve Abdülmecid Efendiyi hemen hemen tanımayan yoktu. Herkes onları tanıyor ve biliyordu. Onlar adeta Van’ın güneşleri idiler. Yeğenleri Ubeyd de çok meşhurdu. Ara sıra eski Van’a gittiğimde onlarla görüşürdüm.
Harbi Umumi başladığında Van’da çoluk çocuk herkes silaha sarıldı. İneklerimizi, daha önce satıp silah almıştık. Çünkü Rusların Van’a yaklaştığını duyan Ermeniler, her gece Müslüman mahalle ve köylerine baskınlar yapıyorlardı. Biz de mecburen tedbirler alıyorduk. Artık gece ve gündüzümüz kalmamıştı. İşte bu sıralarda harbin başında Edremit’te ve Gevaşta, Vastan’da Abdülmecid Nursi ile Ubeyd’i beraber gördüm. Ruslara karşı birlikte savaştık. En şiddetli savaşlar bilhassa Edremit, Vastan ve Tatvan sırtlarında oldu. Yeğenleri Ubeyd, Bitlis’te şehid düştü. Üstad Bediüzzaman’ın da ayağı kırılmış ve Ruslara esir düşmüştü. Abdülmecid Efendi ise, Ruslar Bitlis’i aldıktan sonra Diyarbakır’a gidiyor. Oradan da (sonradan öğrendiğime göre), Şam’a geçiyor ve bacısı Alime Hanım’la bir müddet muhacirler mahallesi olan Salahiye Mahallesinde kalıyorlar.”5
Abdülmecid Nursi yeğeni Ubeyd’i çok sever ve her şeyiyle ilgilenirdi. Hatta Ubeyd şehit düşünce onun başında bulunanlardan biridir. Ubeyd’in silahını da düşmana bırakmayarak almış ve en son Ubeyd’i terk edenlerden olmuştur. Üstadın Vanlı talebelerinden Molla Hamid Ekinci Ağabey Abdülmecid Nursi ve Ubeyd ile ilgili şu hatıraları anlatır: “Abdülmecid Ağabeyden yeğeni Ubeyd’le ilgili olanları da ihtiva eden hâtıraları zaman zaman dinlerdim. Harb-i Umumî’yi, Van’ı, Bitlis’i, Arvas’ı, Müküs’ü, Nurs’u, bilhassa Horhor Medresesi’ni, Van Kal’ası’nı, Erek Dağını, Başit başını ve oralarda yaşadıklarını unutamıyordu. Anlattıkça açılır ve neşelenirdi. Ubeyd’i hatırlayınca, gözlerinden tane tane yaşlar akardı. Bu anlattıklarından bir kısmı şunlardır:
“Biz Harb-i Umumî’den önce, Bediüzzaman ile beraber yaz aylarında 3650 metre yüksekliğindeki Başit Dağının (ki Başkale-Gürpınar-Çatak üçgeni içinde kalır ve bizim yaylamız da, köyümüz de oradadır) en yüksek zirvesine çıkar, oralarda 30-40 gün kalırdık. Bizler için çok füyûzatlı olurdu.
“Bu arada çok çay içerdik; şekerimiz biterdi. Seydâ Bediüzzaman, taşlarla bir........