Gazi Şehit ve Nur’un İlk Kâtibi Bir Horhor Talebesi: Molla Habib-1
Değerli dostlar! Bu yazımızda helaket ve felaket asrının en büyük hadiselerinden biri olan Birinci Cihan Harbi öncesi Bediüzzaman’a talebelik yapan Talikat ve İşarat-ül İ’caz gibi eserlerinin kâtibi olan, Keçe Külahlılar denilen Kürt Milis Alayı’nda Bediüzzaman Said Nursi ile beraber cihad eden ve Vestan (Gevaş) savunması sırasında şehit olan Molla Habib Ağabeyi anlatmaya çalışacağız inşaallah.
Molla Habib, Doğu Bayazıt’ta doğdu. 1 Doğum tarihi bilinmemektedir. Ancak 1880'li yılların başında doğduğunu tahmin ediyoruz. Çünkü yakın arkadaşı olup, Doğu Bayazıt’tan beraber Van’a Horhor Medresesi’ne beraber geldikleri arkadaşı Molla Süleyman Ayaz 2 ağabey 1884 doğumludur. 3 Akran olmaları nedeniyle yakın yaşta olduklarını tahmin ediyoruz. Eğitimci Yazar Mustafa Öztürkçü’nün bizzat görüştüğü Molla Habib Ağabeyin torunu Abdurrahman Atalay şu bilgileri aktarıyor: “Ben Molla Habib’in oğlu Abdulbaki Atalay’ın oğluyum. Dolayısıyla, Molla Habib’in torunuyum. Dedemin aslı seyyidler sülâlesi olarak bilinen Bahçesaray’daki Arvas’dan gelir.” 4
Bediüzzaman Said Nursi ve talebeleri ile ilgili yazdığı kitaplarla bilinen Araştırmacı Yazar Necmeddin Şahiner de Molla Habib ağabeyin nereli olduğu ile ilgili şu bilgiyi verir: “1970'li senelerde Nur araştırmasının sevdasıyla dolaşırken Balıkesir'in Biga ilçesinin Güvemalan köyüne uğrayarak Molla Süleyman ismindeki bir nur talebesiyle görüşmüştüm. Genç ve dinç gönüllü nur kâtibi Habib'in nereli olduğunu sorduğumda eliyle çok uzakları göstererek "tâ aksa-yı şark!" diyerek Nurların ilk kâtibi Molla Habib'in de Doğubayezitli olduğunu ifade etmişti.” 5 Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hoca’da Molla Habib’in Doğu Bayezid’li olduğu bilgisini aktarır. 6
Molla Habib’in ataları olan Arvasiler’in Doğu Bayazıt’a yerleşmeleri konusunda şu bilgiler aktarılmıştır: “Seyit Abdullah’ın büyük oğlu Seyit Abdurahim, Arvas’da babasının medresesinde yetişmiş ve ilim sahibi olmuştur. Bundan haberdar olan ve 1776-1798 yılları arasında Beyazıt’ta (Doğubayazıt) sancak beyliği yapan İshak Paşa, Seyit Abdürrahim’i irşat vazifesini ifa etmesi için Bayezid Sancak’ına davet etmiştir. Seyit Abdürrahim, almış olduğu bu davet üzerine ve babasının da onayını aldıktan sonra Bayezid Sancak’ına gitmiştir. Orada medrese kurmuş ve öğrenci yetiştirmiştir. Doğum tarihi bilinmemekle beraber Beyazıt’ta 1786’da vefat etmiştir.” 7
Molla Habib, Horhor Medresesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra Ağrı’nın Patnos İlçesi’nin Konıkbey Köyünde imamlığa başlar. 8 Daha sonra Bediüzzaman tarafından Van’daki Horhor Medresesi’ne yardımcı olarak davet edilir. Daha önce aynı medresede talebelik yapan Molla Habib, bu daveti memnuniyetle kabul eder. 9
Molla Habib, Horhor Medresesi’nin en önemli talebelerindendir. Hatta Bediüzzaman’dan sonraki idarecidir denilebilir. Bediüzzaman Said Nursi, Horhor Medresesi’ni savaş öncesi yıllarda hem bir medrese, hem de bir askeri talimgâh olarak kullanmıştır. Molla Süleyman isimli zatın anlattığına göre, o zaman Doğu Bayezit’ten Molla Habib isimli arkadaşıyla birlikte gelip Bediüzzaman’ın derslerine ve talimlerine iştirak etmişlerdir. Talim için Süphan Dağı’na çıkıp hedefe bir yumurta diker, bu yumurtayı kim vurursa ona bir mecidiye mükâfat verirdi. 10
Horhor Medresesini ve Molla Habib’in oradaki konumunu Nureddin Burak babası Zeyneddin Burak’tan naklen şöyle anlatır: “Biz de o zaman birkaç arkadaş birleşip iyi bir hoca aramaya başladık. Bize, Van’da Horhor Medresesi diye isimlendirilen bir medresede Said-i Meşhur’un bulunduğunu söylediler. Bunun üzerine üç arkadaş birlikte gittik. Medreseye vardığımızda Hoca Efendi yoktu. Bizi Molla Habib isimli biri karşıladı, içeri aldı. Biraz beklememizi, hocanın az sonra geleceğini söyledi. Bu esnada medresenin duvarları dikkatimizi çekti. Mavzer tüfekleri, çeşitli silahlar; kılıç, kama ve fişeklikler dizilmişti. Bununla beraber rahlelerin üzerinde kitaplar vardı. Doğrusu çok taaccüp ettik. Biraz sonra “Hoca Efendi geliyor” dediler. Kendimize çeki düzen verdik, içeri girdi. “Hoş geldiniz” dedi ve niçin geldiğimizi sordu.
İkinci olarak dikkatimizi çeken ve bizi hayrete düşüren şey, hocanın tavrı ve kılık kıyafeti oldu. Çünkü tahmin ettiğimiz, eskiden beri gördüğümüz hoca kıyafetini göremedik. Başında külahı, ayağında çizmeleri, belinde kaması ve sert adımlarla yürüyüşüyle bize bir hocadan ziyade bir erkân-ı harp, bir asker intibaı veriyordu. Üstelik çok genç oluşundan dolayı içimizden “Acaba ilmi var mı?” diye geçirdik. Fakat o sırada en ileri talebelerden olan Molla Habib, yüksek derslerden, meselâ Molla Cami’den ders okuyormuş. Âdeta talebelerin çavuşu makamındaydı.
Biz kendilerinden ders okumak için geldiğimizi söyledik. Bunun üzerine, “Peki ama benim şartlarım var” dedi. “Onlara riayet etmek şartıyla tamam” diyerek ilâve etti: “Benimle başlayan artık bir daha geri dönemez. Hayatının sonuna kadar benimle beraber olacaktır.” Ayrıca şunu da söyledi: “Bugün söz verip kabul edersiniz, sonra sıkılınca veya herhangi bir sebepten dolayı gitmeyi düşünmeyin.........
