menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Büyük Bir Alim ve Veli Bir Zat: Seyyid Şefik Arvasi-4

29 1
11.12.2025

Değerli dostlar! Bu yazımızda Seyyid Şefik Arvasi’nin Denizli Hapishanesi ve sonrasındaki hayatını ele almaya çalışacağız inşallah.

Risale-i Nur ve Nurculuk tarihindeki en mühim dönemlerden biri de Bediüzzaman ve talebelerinin Denizli Hapsine girmeleridir. Atıf Egemen Ağabeyin Denizli, Aydın ve Afyon'un Sandıklı civarlarında yaptığı nurani hizmet ve faaliyetleri neticesinde, fevkalâde inkişaf ve dindârâne vaziyetler, münafık ehl-i dalâlet ve bunlara alet olmuş dine mensup ehl-i bid'atın nazar-ı dikkatlerini büyük çapta celbetmeye sebep oldu. Aslında Isparta'da yapılan büyük hizmetler karşısında bu bir zerre gibiydi. Fakat Atıf Ağabeyin hizmetleri hücumlarına bahane olmaya müsaid görüldü. Nihayet, mesele, Denizli vilâyetinin Çivril kazasının müftü ve vâizinin rejime dayanarak, Atıf Egemen Ağabeyle ve Nurlu hizmetiyle muaraza şeklinde kendini gösterdi ve fiilî durum aldı.

İlim ve hakkaniyet noktasında Atıf Ağabeyin elindeki Nurlu risalelere karşı âciz kalan ve tutunamayan müftü ve vaiz, çok maalesef ki, meseleyi büyüterek Hükûmete kadar götürdüler. Bu arada fırsatı ganimet bilen ve bekleyen zındık komiteler hükümeti evhamlandırdılar. Emniyet kuvvetleri harekete geçti. Atıf Egemen Ağabeyin o sıra hizmet sahası olan Denizli Vilâyeti Çivril kazasının Homa nahiyesinde taharriyata giriştiler. Burada bazı el yazma nur risaleleriyle birlikte, bir nüsha da Beşinci Şua risalesi ellerine geçmiş oldu. Hadise büyük yaygaralarla büyütüldü ve Atıf Egemen ile bir kaç Homalı masum arkadaşı 1943 Temmuz ayı sonu veya Ağustos başında tevkif edildiler.1

Mesele hazırlanmış planlar çerçevesinde büyütülerek Ankara’ya bildirildi. En önemli bir meseleymiş gibi Ankara bile meşgul ettirildi. Bütün mesele de "Beşinci Şua Risalesi" idi. Reis-i Cumhur İsmet, Başbakan Şükrü Saraçoğlu, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel hadise ile direkt ilgilendiler. Denizli Valisi her tarafa şifreli telgraflar gönderdi. Özellikle Isparta ve Kastamonu Valiliklerine... Isparta bu meselede daha çok dikkatle arandı. Eylül ayı içinde birçok masumlar Isparta'da tevkif edilerek hapsedildi. Üstadın Kastamonu'daki menzili de bu hadisede ilk olarak 14.8.1943 günü şiddetli bir şekilde didik didik arandı. Ancak 5. Şua bulunamadı. 17.9.1943'te Üstad zehirletilerek menzili yeniden arandı yine 5. Şua bulunamadı. 20.9.1943 günü Üstadın evi yeniden arandı. Kimler geliyor, gidiyor diye gizli ajanlar vasıtasıyla gözetlendi. Aynı günde Üstadın hizmetkârı Çaycı Emin'in evi de didik didik arandı. Fakat hiç bir şey bulunamamıştı. Bu son defaki Üstadın evinin aranmasında odun ve kömürlerin içleri ve altları da aranmıştı. Kömürlerin altına saklanan "Yirmi dördüncü Lem'a" Risalesi -ki kadınların örtünmelerini emreden Ayet-i Kerimenin ilmî bir tefsirinden ibarettir- bulunmuştu. Sikke-i Tasdik-i Gaybi’nin parçaları vesaire de ele geçmişti. Ama bu Yirmi Dördüncü Lem'a Risalesi bahane olmuştu. Bu risale olsaydı, olmasaydı, yine de bu tevkif mutlaka olacaktı. Ama bu, bir serrişte oldu. Halbuki hadise ve mesele Beşinci Şua Risalesi idi...

Böylece Hazret-i Üstad, son taharrî günü olan 20.9.1943'te Isparta savcısının gelen ta'limatı gereğince tevkif edilmişti. Evvela Kastamonu’da on beş yirmi gün kadar durduruldu ve sonra 13 Ekim 1943 günü Kastamonu’dan Isparta’ya gönderilmek üzere yola çıkarıldı. Üstad önce Ankara’ya oradan Isparta’ya oradan da Denizli’ye gönderildi.2

Denizli Hapsinin sebebi Tarihçe-i Hayat’ta da şöyle anlatılır: “Risale-i Nur’un neşriyat ve fütuhat dairesi gittikçe genişliyor. İştiyakla Nurları okuyanlar günden güne ziyadeleşiyor. Risale-i Nur’daki harika kuvvet ve tesiratın neticesini müşahede eden gizli İslamiyet düşmanları yine bir entrika çevirip Risale-i Nur’a ve müellifi Bediüzzaman’a sû-i kastla, "Bediüzzaman gizli cemiyet kuruyor, halkı hükûmet aleyhine çeviriyor, inkılapları kökünden yıkıyor, Mustafa Kemal’e deccal, süfyan, din yıkıcısı diyor, bunu hadîslerle ispat ediyor" gibi bir sürü bahaneler ve planlarla ittiham edilerek, Kastamonu’dan Denizli Ağır Ceza Mahkemesine yüz yirmi altı talebesiyle beraber 1943 senesinde sevk ediliyor.”3

Isparta cezaevinde toplattırılmış olan mazlum Nur talebelerinin ekserisi, buradan 25.10.1943 günü kömür ve saman vagonlarıyla Denizli’ye sevk edildiler. Burada Savcı hemen Nur talebelerini sorgulamaya başladı. Sorgulama işini çarçabuk bitirerek hemen dosyayı yerli cahil bir ehli vukufa tevdi etti. Birkaç gün sonrada; 8.11.1943’te birinci ehli vukufa tevdi edilen dosyanın raporu geldi. Gelen rapor çok cahilane olduğu kadar, hainane ve garazkarane idi. Hz. Üstad, rapora şiddetli itiraz etti. Raporun mahiyetini çürüten bir mukayeseyi mahkemeye ibraz etti ve ikinci bir ilmi heyet talep etti. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bu talep kabul gördü. Ve hadise dosyası, kitap ve evraklarla birlikte Ankara Ağır Ceza Mahkemesi eliyle yüksek bir ilmi heyet teşkil ettirilmek üzere 9.3.1944 tarihinde Ankara’ya yollandı. Bu heyet kısa bir zaman içinde Nur Risaleleri, mektupları ve dosyayı inceledi. Ve raporlarını 22 Nisan 1944’te oybirliğiyle hazırlayıp, ilgili mahkemeye teslim etti.4

Ehl-i vukuf tarafından, "Bediüzzaman’ın siyasî bir faaliyeti yoktur. Onun mesleğinde cemiyetçilik ve........

© Risale Haber