menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bediüzzaman’ın Deha-i Nurani Sahibi Yeğeni Manevi Evladı: Abdurrahman Nursi-3

27 0
11.04.2026

Değerli dostlar! Bu yazımızda Abdurrahman Nursi’nin İstanbul’da Bediüzzaman Said Nursi ile beraber geçen hayat serüvenini anlatmaya çalışacağız inşaallah. Bediüzzaman Said Nursi’nin İstanbul hayatını birkaç yazıda anlatmak mümkün olmadığı için sadece Abdurrahman Nursi ile ilgili bulduğumuz bilgileri paylaşacağız.

Bediüzzaman Said-i Kürdi esarette iken yeğeni Abdurrahman ve diğer aile fertlerinin durumlarını merak eder. Kızılay vasıtasıyla dostu Van Valisi Cevdet Bey ve aile fertlerinin durumlarının Şurayı Saltanat (Danıştay) Reisi ve daha sonra Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı olacak Seyyid Abdulkadir Efendi’den sorulmasını talep eder. Konu ile ilgili Araştırmacı Yazar Mehmet Selim Mardin şu bilgileri aktarır:

“Bediüzzaman vatanından ayrı kalmasının yanı sıra geride bıraktığı ailesinin tehcir sonrası durumlarını da çok merak etmektedir. Van’ın ve Bitlis’in işgali sonrası yaklaşık 850 bin Müslüman ahali yerinden, yurdundan göç etmek zorunda bırakılmıştı. Çoğunlukla göç edenler Siirt ve Diyarbakır gibi yakın vilayetlere sığınmak zorunda bırakılmışlardı. Göç edenlerin bir kısmı da memleketin her tarafına dağılmışlardı. Kızılay arşivinden çıkan bir belgede Bediüzzaman Said Nursi, ailesinden kardeşi Abdülmecid ile Van Valisi Cevdet beyin tehcir sonrası durumunu araştırmak üzere 25 Temmuz 1917 tarihinde Kızılay vasıtası ile sağlık durumları hakkında İstanbul’dan Ayan azasından Seyit Abdülkadir Efendiyi adres göstererek araştırma yapılmasını ister.”1

Araştırma isteği ile ilgili şu bilgiler mevcuttur: “Bediüzzamân’ın Kostroma esir kampında bulunduğu dönemde tanzim edilen 25 Temmuz 1917 târihli bu belgenin, İstanbul Hilâl-ı Ahmer (Kızılay) merkezine ulaştıktan sonra gereğinin yapılması için 7 Ocak 1918’de “İstanbul Polis Müdiriyyet-i Umûmiyyesi”ne havâle edildiği anlaşılmaktadır. Yapılan tahkikat neticesi elde edilen bilgiler Polis Müdiriyyeti tarafından 4 Şubat 1918 târihinde cevâben “Hilâl-i Ahmer Cem’iyyeti Üsera Komisyonu”na gönderiliyor.

Mehmet Selim Mardin’in Risale Haber’de yayınladığı belgenin latinize edilmiş hali şu şekildedir:

Sa'detlu Efendim Hazretleri.

7 Kânûn-ı Sâni (1)334 tarih ve 13033/8 numerolu tezkire-i âlîyyeleri cevabıdır.

Bediüzzaman Şeyh Kürdi Efendinin ailesi efrâd-ı hâli sıhhatte olup Van'ın Ruslar tarafından istilâsını müteâkib pederleri Mirzâ, büyük biraderleri Molla Abdullah ve Mehmet efendiler mâ'a aile Siirt sancağına ve diğer biraderi Abdülmecid ve birader-zâdesi Abdurrahman ve enişteleri Molla Said Efendiler dahi Adana da vali-i sâbıkı Cevdet Bey ile birlikte Adana'ya hicret ettikleri Adana'da muallimlik etmekte iken me'zûnen Dersaadet'e vürûd eden Molla Fatih'de Sultan Selim medresesinde misafireten ikâmet etmekte olan Abdülmecid Efendi'den icrâ kılınan tahkîkâttan anlaşılmış ve irsâl buyurulan iki kartpostal dahi mûmâ ileyhe tevdî' edilmiştir. Ol bâbda irâde efendim hazretlerinindir.

F3 4 Şubat (1)334 M.4 Şubat (1918)

Polis Müdîr-i Umûmisi Nâmına

Muavin2

Belgeden anlaşıldığı gibi Nursi ailesi önce Siirt’te daha sonra da Vali Cevdet Bey ile Adana’ya hicret etmek zorunda kalmışlardır. Buradan da Abdülmecid Nursi her ne kadar belgede yazmasa da büyük ihtimalle Abdurrahman Nursi ile beraber İstanbul’a gitmişlerdir.

Abdurrahman Nursi, İstanbul’da amcası Bediüzzaman gibi Şal, Şapıklı, hançerli Kürt milli kıyafeti giyer. Bu Üstad ile çektiği fotoğraftan apaçık bir şekilde anlaşılıyor. Üstad, zahidane bir hayat sürerken Abdurrahman ise daha zengin bir hayat yaşamaya çalışır. Abdurrahman Nursi, Üstad’ın yaşadığı muktesit hayatı şöyle anlatır:

“1334 senesinde esaretten geldikten sonra, amcam rızası olmadan Dâr-ül Hikmet il İslâmiye'ye aza tayin edildi. Fakat esarette çok sarsılmış olduğundan, bir müddet mezunen vazifeye gidemedi. Çok defa istifa etmek teşebbüsünde bulundu, fakat dostları bırakmadılar. Bunun üzerine Dâr-ül Hikmet'e devama başladı. Haline dikkat ediyordum ki, zaruretten fazla kendine masraf yapmıyordu. Maişetçe neden bu kadar muktesid yaşıyorsun diyenlere cevaben: Dâr-ül Hikmet'ten aldığı maaştan mikdar-ı zarureti ayırdıktan sonra, mütebâkisini bana vererek, "Hıfzet!" derdi. Ben de, bir sene zarfındaki fazla kalmış paraları amcamın bana olan şefkatine; hem malı istihkar etmesine itimaden, haberi olmadan tamamen sarfettim. Sonra bana dedi........

© Risale Haber