Nick Hornby Taraftarlık Modelinin Eleştirisi

Her şey bir öğleden sonra başladı – uzatmalı bir kur yapma dönemi olmamıştı… Kaçınılmaz
olanı durdurmak için umutsuz ve anlayışlı bir çaba. Babam beni birden Jimmy Greaves’in
Sunderland’e karşı dört gol attığı ve 5-2 biten Tottenham maçını izlemeye götürdü. Ama
ben çoktan hasar görmüştüm. Altı gol ve harika oyuncular karşısında sakindim: Bu takıma
zaten Stoke City’yi penaltıdan dönen topu tamamlayarak attığı golle 1-0 yendiği zaman aşık
olmuştum. Nick Hornby, Fever Pitch [Futbol Ateşi (1992), Arsenal aşkının kökenleri üzerine olmuştu.

Futbol Ateşi harika bir hatırat, futbol üzerine yazılmış en etkileyici kitaptır ve gözümüzde
canlanacak bir futbol taraftarı imajı için önemli bir kaynaktır. Çoğu Britanyalının, kendisini
tanımladığı şekliyle “taraftar”, ömür boyunca, henüz çocukluğunda “âşık olduğu” takımına
bağlı kalan bir yaratıktır. Hornby, Arsenal aşkı için, “Özgür irademle girdiğim tüm ilişkilerden uzun sürdü,” der. Peki, ama Hornby’nin “taraftarı” gerçek yaşamda karşımıza çıkabilecek bir tip midir? Ya da çoğu İngiliz futbol taraftarı, takımlarına dünyanın zannettiği kadar sadık değil midir? Hornby’nin modeli ile başlayalım; zira onun modeli, İngiliz taraftarlığının kabul edilmiş hikâyesidir. Hornbyvari bir taraftar, ömrü vefa ettiğince kulübünün kendi sahasındaki maçlarına gider. (Bu taraftarlık retoriğinde, 25-26 yaşlarındaki bekar erkeklerin deplasman maçlarına gitmesi gerektiği de düşünülür.) Takımı ne kadar kötü sonuçlar alırsa alsın, taraftar onu terk edemez. Hornby, 1960’ların sonunda babasıyla birlikte Arsenal’i izlediğinde, takımın beceriksizliği onu utandırmış ama takımı bırakamamıştı: “Ben Arsenal’e zincirlenmiştim, babam ise bana artık hiçbirimiz için kurtuluş yoktu.

“Zincirlenmek” bir taraftarın kulübüne karşı duygularını ifade eden oldukça Hombyvari bir
kelime. Taralar genellikle uyuşturucu (“bağımlısı”) ya da romantik aşk (“ilişki”, “aşık olmak”)
ile ilgili benzetmeler kullanır. Gerçekten de eşlerine bile onu sevdiklerini güçlükle söyleyen
yetişkin İngilizler, herkesin içinde takımlarına ya da bir gece kulübünde, etrafındakileri
aşıp yanına vardıklarında onları küçümseyecek olan bir oyuncuya duydukları aşkı neşeyle haykırabilirler. Taraftarın kulübüne duyduğu sadakatin kimi zaman evlilikten bile güçlü bir bağ olarak tanımlanması boşuna değildir.

1990’larda Premier Lig’in baş yöneticisi olan Rick Parry, o zamanlar taraftarlıkla ilgili yaygın olarak kullanılan bir şeyi hatırlatıyor: “İşinizi değiştirebilirsiniz, eşinizi değiştirebilirsiniz ama tuttuğunuz takımı değiştiremezsiniz… Ülkenin diğer bir ucuna taşınabilirsiniz ama ilk takımınıza duyduğunuz bağlılığı asla kaybetmezsiniz. İngiliz futbolu tamamen bununla alakalıdır işte. Şiddetli bir bağlılık, kendini adama.” (Arjantin versiyonu: “Hayatınızı değiştirebilirsiniz ama takımınızı ve annenizi asla.”) Yakın dönemde, daha metro seksüel zamanlarda, futbol yöneticileri, kulüp markalarının gücünün, bu klişeye bir şey daha eklediğini vurgulamak istemişlerdi: “Cinsiyetinizi bile değiştirebilirsiniz, diyordu yetkililer, “ama kulübünüzü asla.”
Yine de Hornbyvari taraftar, İngiltere’de büyük oranda hayranlık duyulan bir figürdür. En azından erkekler arasında… Fanatik genellikle aşağılayıcı bir sözcükken, taraftar bir yerde kökleri olan kimsedir. Daha sonra üzerinde duracağımız gibi, bu sayfa İngiliz tarihinin tuhaflıklarıyla alakalıdır:

Bu ülkede her tür köken kıtlığı mevcuttur. Ancak ilk sorumuz şu: Hornby taraftar modeli ne kadar doğru? Gerçekten de birçok İngiliz taraftarın takımlarına duydukları hisleri anlatıyor mu? Bu sorulara en iyi cevabı verecek olan sizlersiniz.

QOSHE - Futbol taraftarı neden farklı? - Peyami Altunsuyu
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Futbol taraftarı neden farklı?

5 2 0
08.11.2022

Nick Hornby Taraftarlık Modelinin Eleştirisi

Her şey bir öğleden sonra başladı – uzatmalı bir kur yapma dönemi olmamıştı… Kaçınılmaz
olanı durdurmak için umutsuz ve anlayışlı bir çaba. Babam beni birden Jimmy Greaves’in
Sunderland’e karşı dört gol attığı ve 5-2 biten Tottenham maçını izlemeye götürdü. Ama
ben çoktan hasar görmüştüm. Altı gol ve harika oyuncular karşısında sakindim: Bu takıma
zaten Stoke City’yi penaltıdan dönen topu tamamlayarak attığı golle 1-0 yendiği zaman aşık
olmuştum. Nick Hornby, Fever Pitch [Futbol Ateşi (1992), Arsenal aşkının kökenleri üzerine olmuştu.

Futbol Ateşi harika bir hatırat, futbol üzerine yazılmış en etkileyici kitaptır ve gözümüzde
canlanacak bir futbol taraftarı imajı için önemli bir kaynaktır. Çoğu Britanyalının, kendisini
tanımladığı şekliyle “taraftar”, ömür boyunca, henüz çocukluğunda “âşık olduğu” takımına
bağlı kalan bir yaratıktır. Hornby, Arsenal aşkı için, “Özgür irademle girdiğim tüm ilişkilerden uzun sürdü,” der. Peki, ama Hornby’nin “taraftarı” gerçek yaşamda karşımıza çıkabilecek bir tip midir? Ya da çoğu İngiliz futbol taraftarı, takımlarına dünyanın zannettiği kadar sadık değil midir? Hornby’nin modeli ile başlayalım; zira onun modeli, İngiliz taraftarlığının kabul edilmiş hikâyesidir. Hornbyvari bir taraftar, ömrü vefa ettiğince kulübünün kendi sahasındaki maçlarına gider. (Bu taraftarlık retoriğinde, 25-26 yaşlarındaki bekar erkeklerin deplasman maçlarına gitmesi gerektiği de düşünülür.) Takımı ne kadar kötü sonuçlar alırsa alsın, taraftar onu terk edemez. Hornby, 1960’ların sonunda babasıyla birlikte Arsenal’i izlediğinde, takımın beceriksizliği onu utandırmış ama takımı bırakamamıştı: “Ben Arsenal’e zincirlenmiştim, babam ise bana artık hiçbirimiz için kurtuluş yoktu.

“Zincirlenmek” bir taraftarın kulübüne karşı duygularını ifade eden oldukça Hombyvari bir
kelime. Taralar genellikle uyuşturucu (“bağımlısı”) ya da romantik aşk (“ilişki”, “aşık olmak”)
ile ilgili benzetmeler kullanır. Gerçekten de eşlerine bile onu sevdiklerini güçlükle söyleyen
yetişkin İngilizler, herkesin içinde takımlarına ya da bir gece kulübünde, etrafındakileri
aşıp yanına vardıklarında onları küçümseyecek olan bir oyuncuya duydukları aşkı neşeyle haykırabilirler. Taraftarın kulübüne duyduğu sadakatin kimi zaman evlilikten bile güçlü bir bağ olarak tanımlanması boşuna değildir.

1990’larda Premier Lig’in baş yöneticisi olan Rick Parry, o zamanlar taraftarlıkla ilgili yaygın olarak kullanılan bir şeyi hatırlatıyor: “İşinizi değiştirebilirsiniz, eşinizi değiştirebilirsiniz ama tuttuğunuz takımı değiştiremezsiniz… Ülkenin diğer bir ucuna taşınabilirsiniz ama ilk takımınıza duyduğunuz bağlılığı asla kaybetmezsiniz. İngiliz futbolu tamamen bununla alakalıdır işte. Şiddetli bir bağlılık, kendini adama.” (Arjantin versiyonu: “Hayatınızı değiştirebilirsiniz ama takımınızı ve annenizi asla.”) Yakın dönemde, daha metro seksüel zamanlarda, futbol yöneticileri, kulüp markalarının gücünün, bu klişeye bir şey daha eklediğini vurgulamak istemişlerdi: “Cinsiyetinizi bile değiştirebilirsiniz, diyordu yetkililer, “ama kulübünüzü asla.”
Yine de Hornbyvari taraftar, İngiltere’de büyük oranda hayranlık duyulan bir figürdür. En azından erkekler arasında… Fanatik genellikle aşağılayıcı bir sözcükken, taraftar bir yerde kökleri olan kimsedir. Daha sonra üzerinde duracağımız gibi, bu sayfa İngiliz tarihinin tuhaflıklarıyla alakalıdır:

Bu ülkede her tür köken kıtlığı mevcuttur. Ancak ilk sorumuz şu: Hornby taraftar modeli ne kadar doğru? Gerçekten de birçok İngiliz taraftarın takımlarına duydukları hisleri anlatıyor mu? Bu sorulara en iyi cevabı verecek olan sizlersiniz.


© qolumnist


Get it on Google Play