BİLİM VE KALKINMA |
Bilim ve ilim genel anlamda aynı manaya gelen kelimeler olmasına rağmen, kullanım amaçlarına göre farklılıklar da olabilmektedir. Bu çerçevede bilimin sözlük anlamı; “evrendeki olguları ve olayları ele alıp, yöntem ve deneyler kullanarak sonuçlar üretip insanlığa yol gösteren uğraşlardır” şeklinde özetlenebilir. İlim kelimesi ise bilimle eş anlamlıdır. Ancak kullanımda daha çok manevi dünya açısından da kapsam hedeflendiğinde bilim kelimesinden çok ilim kelimesi kullanılmaktadır.
İnsanlık varoluşundan beri bir ilerleme içerisindedir. Bu ilerleme sürecinde insanlığın yolunu aydınlatan temel done ise bilim olmuştur. Hacı Bektaşi Veli’nin şu sözü bilimin (ilmin) önemini özetlemektedir; “ilim ile gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”. Tarihi süreçteki gelişmelerin ayrıntıları incelendiğinde net olarak şu ortaya çıkmaktadır. Bilimi ve bilimsel düşünceyi önemseyen ve geliştiren toplumlar kalkınmış, bunun tersini yapan toplumlar ise geri kalmıştır.
Milattan önce 3200’lerde Sümerler tarafından yazının bulunması aslında bilimsel birikim ve aktarım için en önemli gelişme olmuştur. Daha sonra Yunan medeniyeti dediğimiz Eflatun ve Aristo gibi düşünürlerin katkılarıyla bilim felsefesi gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Örneğin Eflatuna göre ( M.Ö. 427-347), “devleti yöneten sınıfın erdemi bilgelik olduğundan, yöneticilerin devleti kurarken en iyi bilenler arasından seçilmesi gerekmektedir”. İslam dininde de aynı felsefe geçerli olduğu bilinmektedir. Bu durum bilgi ve bilimin toplumsal ilerleme açısından önemini ortaya koymaktadır.
Milattan önce 600-300 yılları arasında Yunan medeniyeti zirveye çıkmıştır. Bu ilerlemenin sebebi bilimsel düşünce ve felsefenin gelişmesidir. İslam dininin gelişi ile birlikte “İlim Çin’de bile olsa gidin öğrenin” anlayışının kabulü, bilimsel gelişmelerin Yunan’dan İslam coğrafyasına kaymasına ve bu coğrafyada önemli gelişmelerin yaşanmasına sebep olmuştur. Yine Zümer Suresi dokuzuncu ayetteki “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu!” vurgusu bilgi ve bilimselliğin İslamiyetteki önemini ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede, batı dünyası açısından “karanlık çağ” olarak adlandırılan 774-1274 arası İslam coğrafyası açısından “Altın çağ” olarak değerlendirilmektedir. El Kindi, İbn-i Miskeveyh, İbn-i........