Kur'an'ı anlamıyorsan amel eksik olur mu?
Ramazan içerisinde farklı camilerde teravih namazı kıldım. İl, İlçe Müftülüklerinin bu alanda bir önerisi var mı? Doğrusu bilmiyorum. Namaz öncesi vaazlardan anladığım toplumun ihtiyacı olan konular, Cami İmamlarından çok ilgi görmüyor.
Erzurum’un Yakutiye İlçesinde bina altı bir camii var. Hacı Rıza Kabakuş Camii. Teraviye sıklıkla bu camideydim. Camii İmam Hatibi Ömer Çağlayan’ı yürekten kutluyorum. Sohbetlerinde Cennet veya Cehennemden çok iyi bir insan nasıl olur, okuduğun, dinlediğin Kur’an-ı Kerim’in mealini okumanın önemi üzerinde durdu. Yapılan mukabelenin ardından cemaate mealini aktarıyormuş. Sohbetinde iyi bir Müslüman’ın uzak yakın komşusunu incitmemesi, çevreye duyarlı olmasını vazediyor.
Kur’an-ı Kerim tilaveti dinlemek elbette sevaptır, fakat Allah’ın kullarına ne dediğini bilmemek, ihtiyaç hissetmemek ciddi bir eksiklik olsa gerek. Doğrusu Müftülerin bu bağlamda imam hatipleri ikaz etmesinde fayda olduğunu düşünüyorum.
“1928 yılı Ağustos ayında Atatürk yeni Türk harflerini halka tanıtmak için bazı illere seyahat etmiştir. Tekirdağ’da Mevlana Hafız Mustafa Efendi ile sohbet ederken bir kâğıt kalem istemiştir. Kâğıt ve kalemi hocaya veren Atatürk hocadan eski yazıyla “Vettini vezzeytuni ve turi sinine ve hazal beledilemin lekad halaknel insane fi ahseni takvim sümme…” ayetini yazmasını istemiş ve hoca da söylenen ayeti yazmıştır. Atatürk, hoca efendi ben bu kelimeyi “valtin”, “valziton” diye de okurum, buna ne dersin? Hoca cevap olarak bunun üstünde üstünü, esresi, şeddesi, meddi var. Bunları koyduğunuz zaman doğru okunur demiştir. Bunun üzerine Atatürk kâğıt ve kalemi kendi eline alarak aynı ayeti Latin harfleriyle yazıp hocaya göstermiştir. Hocaya görüyorsunuz bunun şeddesi falan yoktur. Bu harflerle kolaylıkla ve yanlışsız okunuyor.”
“Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin Kur’an-ı Kerim’in manasını bilmeden okuduğunu, milletin inandığı kutsal kitabın içeriğinden haberdar olmasını istemiştir. 1925 yılında Kur’an-ı Kerim’i Türkçeye tercüme ve tefsir ettirmek için girişimlerde bulunmuştur. Tercüme ve tefsir işi bittikten sonra Türkçe olarak on bin adet Kur’an-ı Kerim basılmış ve bütün masraflarını Atatürk karşılamıştır. Atatürk, Kur’an-ı Kerim’i anlamadan okumanın insana sevap kazandıracağını ancak ibadet yerine geçmeyeceğini söylemiştir. İbadet etmek için inanılan kutsal kitabın manasının anlaşılarak okunması gerektiğini ifade etmiştir.”
Makalede açık olarak aktardığı üzere Mustafa Kemal’in Kur’an-ı Kerim’in manası üzerinde önemle durduğu görülmektedir. Bu bağlamda çeşitli tartışmalar halen sürmektedir. Tartışmanın dışında belirtmek isterim ki, Kur’an-ı Kerim tercümesi 10’uncu yüzyıldan itibaren başlamış, Çağatay, Hakaniye Türkçe’sine çevriler yapılmıştır. Tercümenin Farsça’dan yapıldığının altını çizmek gerekiyor.
Atatürk, Akif ve Hamdi Yazır’a Meal yaptırıyor!
“Mehmet Akif Ersoy ve Elmalılı Mehmet Hamdi Efendi ile imzalanan sözleşmeye göre; Kur’an-ı Kerim’in tercümesi özenli bir şekilde yapılacaktır. Her iki kişiye de yapacakları iş için altışar bin lira ödenecektir. Ödeme şekli her birine biner liradan iki bin lira peşin, kalan miktarda birinci cüz bitince her birine yüz seksen altışar lira, diğer cüzlerin her biri için yüz altmış altışar lira verecek şekilde hesaplanmıştır. Tercüme yapılırken ayeti kerime yazılacak altına da meali yazılacaktır. Mealin altına da tefsir ve açıklamalar yazılacaktır. Tefsir ve izah kısmında ayetin niye indirildiği, indirilme sırası, okunuşu, düzenlenmesi ve kelimelerin izahı, hangi mezheplerin hangi ayeti nasıl yorumladıkları yazılacaktır. Ortalıkta yanlış bilinen ve tahrif edilen bilgilerin doğrusunun yazılması istenmiştir” (Kaynak: Erciyes Akademi, 2021, Atatürk’ün Kur’an-ı Kerim’i Türkçeye Tercüme Ettirme, Hutbe ve Ezanı Türkçe Okutma Çalışmaları Hakkında İnceleme, Abdullah Erdogan, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü)
Nereden nereye diyebilirsiniz, fakat Kur’an-ı Kerim’in mealini, anlamını bilmeden yaşanılan Müslümanlığın eksik kalacağını kabul etmemiz gerekiyor. Ömer Çağlayan hoca sohbetinde bir şeyin altını çizdi, “takva”. Ömer hoca diyor ki, çevresine, doğaya saygılı olmadan, yakın uzak komşuya saygılı davranmadan, takva olmaz. Çok ibadet yapsan da eksiktir”
