Travmanın Beyindeki İzleri ve Zihinsel Sömürgecilik
Sömürgecilik yalnızca toprakların işgali, madenlerin taşınması ya da haritaların yeniden çizilmesi değildir; asıl kalıcı tahribat, insan zihninde ve kolektif hafızada bırakıldı. Bugün Afrika’nın, Latin Amerika’nın ve Asya’nın yaşadığı sorunları yalnızca ekonomik geri kalmışlıkla açıklamak eksik kalır. Çünkü sömürü, tarih kitaplarında bitmedi; travma olarak beyinlere yerleşti, davranış kalıplarına dönüştü ve nesilden nesle aktarıldı. Modern çağda ise bu miras yeni bir biçim aldı: Artık gemilerle altın ve köle taşınmıyor, algoritmalarla zihinler yönlendiriliyor. Toprak sömürgeciliğinin yerini zihinsel ve dijital sömürgecilik aldı.
Kolektif travma sadece tarih kitaplarında kalmaz.
Beyinde yaşar.
Bugün Afrika’da yapılan sosyopsikolojik çalışmalarda şunu görüyoruz:
-Kaygı bozuklukları diğer bölgelere göre daha yaygın
-Kaçınma davranışları yüksek
-Grup içi güven düşük
-Otorite figürleriyle ilişkiler gergin
Neden?
Çünkü travma nesilden nesle aktarılır.
Peki sömürenlerde ne olur?
Batı toplumlarında görülen bazı kişilik örüntüleri:
-Aşırı bireyselleşme
-Empatide zayıflama
-Üstünlük algısı
-Ahlaki soğuma
Bu, psikolojide “travmanın iki yüzü” olarak bilinir.
Yani sömürgecilik,
sadece tarihsel bir suç değil,
nörobiyolojik etkisi olan bir toplumsal kırılmadır.
Zihinsel Sömürge: Algıların İşgali
Bugün bazı gençler hâlâ şunu söylüyor:
“Keşke Avrupa gibi olabilseydik, keşke Avrupa’da yaşayabilseydik”
Bu cümle masum gibi görünür ama şunu gösterir:
Zihinsel sömürge başarıyla çalışıyor.
Hollywood filmleri…
Avrupa üniversitelerinin propagandası…
Tarihin seçilmiş anlatıları…
Dizilerde Osmanlı’nın küçümsenmesi…
Hepsi bir “zihinsel çerçeve” inşa eder.
Tıpkı Roma’nın gladyatör gösterileri gibi…
Eğlenceyle, hikâyeyle, medya diliyle algı yönetilir.
Bir akademisyen der........
