TAŞRA GÖĞE BAKARSA…

Erzurum’un hikayesi soğukla değil, ilimle başlar.
Bu şehir, tarih boyunca iklimin sertliğini bir geri çekilme bahanesi olarak değil, bilinçli bir tercih olarak okuyan bir aklın ürünüdür. Selçuklu döneminde Erzurum, sıradan bir sınır şehri değil; Anadolu’nun ilim üslerinden biri olarak tasarlanmıştır.

Bu iddianın en açık göstergesi, şehrin merkezinde yükselen Yakutiye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese’dir.
Anadolu’nun pek çok şehrinde bir medreseyle temsil edilen ilim geleneği, Erzurum’da iki büyük Selçuklu medresesiyle vücut bulmuştur. Bu durum mimari bir fazlalık değil; bilinçli bir zihniyet tercihidir. Selçuklu aklı Erzurum’u korunacak bir uç değil, ilimle tahkim edilecek bir merkez olarak görmüştür.

Bu medreseler yalnızca fıkıh veya dini ilimlerin öğretildiği mekânlar değildi.
Astronomi, matematik, mantık, kelam ve tabiat ilimleri; dönemin imkanları içinde burada okutulmuş, tartışılmış ve geliştirilmiştir. Erzurum, yalnızca alim yetiştiren değil; kadı, müderris, müneccim ve devlet aklına katkı sunan ilim insanları yetiştiren bir merkezdi. Bu yönüyle şehir, Anadolu’nun kültürel ve entelektüel........

© Pusula Gazetesi