menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Herkes Haklı, Kimse Mesul Değil

4 0
19.03.2026

Toplumların çöküşü her zaman büyük krizlerle başlamaz. Bazen çöküş, kimsenin suçlu olmadığı bir düzenin içinde gizlice büyür.

Bugün geldiğimiz noktada garip bir denklemin içindeyiz: Herkes kendince haklı… Ama ortada kimsenin üstlenmediği büyük bir sorumluluk var.

Bu, yalnızca ahlaki bir mesele değildir. Bu, aynı zamanda zihinsel ve nöropsikolojik bir çözülmedir.

Çünkü insan beyni, kendini korumak için hata yapar: Kendi hatasını küçültür, başkasının hatasını büyütür. Buna psikolojide “öznel yanlılık” deriz.

Ancak mesele bireysel düzeyde kalınca anlaşılabilir. Tehlike, bu refleks toplumsallaştığında başlar.

Bugün Erzurum’dan İstanbul’a, küçük esnaftan büyük kurumlara kadar aynı tabloyu görüyoruz: Hiç kimse yanlış yaptığını kabul etmiyor. Hiç kimse “ben sorumluyum” demiyor.

Hatalar sistematikleşiyor, ama sorumluluk buharlaşıyor.

Ekonomide yanlış yatırım kararları alınıyor, ama kimse bunun bedelini üstlenmiyor.

Gençler yönsüz kalıyor, ama kimse rehberlik eksikliğini kabul etmiyor.

Aileler dağılma noktasına geliyor, ama kimse iletişim hatasını sahiplenmiyor.

Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor: Haklılar çoğalıyor, ama mesul olanlar kayboluyor.

Oysa bir toplumun omurgası, “haklılık” değil, mesuliyet duygusudur.

Haklı olmak, egoyu besler. Mesuliyet almak ise karakteri inşa eder.

Bugün en büyük problemimiz şudur: İnsanlar doğruyu savunmak istiyor, ama bedel ödemek istemiyor.

Bu durum, beynin konfor arayışıyla ilgilidir. İnsan zihni, suçluluk hissinden kaçmak için sürekli gerekçe üretir. Kendini temize çıkaran bir anlatı kurar.

Ama bu anlatı çoğaldıkça, gerçek kaybolur.

Erzurum gibi kadim şehirler, sadece taş yapılarıyla değil, sorumluluk ahlakıyla ayakta kalmıştır.

Bu şehirde bir zamanlar söz, imzadan daha güçlüydü. Bir esnafın hatası, sadece kendi hatası değil, çarşının meselesi sayılırdı.

Bugün ise herkes kendi doğrusu içinde yaşıyor, ama kimse ortak bir sorumluluğun parçası olmak istemiyor.

Bu bir çözülmedir. Sessiz ama derin bir çözülme…

Ve bu çözülme devam ederse, toplumlar dışarıdan yıkılmaz. İçeriden dağılır.

Çünkü sorumluluğun olmadığı yerde adalet de kalmaz, güven de kalmaz.

Belki de sormamız gereken soru şudur: Haklı olmak mı istiyoruz, yoksa sorumlu olmak mı?

Çünkü bir toplum, ancak sorumluluk alan insanların omuzlarında yükselir.

Aksi halde… Herkes haklı kalır, ama geriye ayakta duran bir toplum kalmaz.

Ramazan bize sadece sabretmeyi değil, aynı zamanda kendimizle yüzleşmeyi de öğretti.

Açlıkla nefsimizi, sessizlikle iç dünyamızı, ibadetle kalbimizi tarttık.

Peki ama bu ay bize ne kattı?

Eğer hâlâ herkes haklı, ama kimse mesul değilse o zaman Ramazan sadece takvimden geçti demektir.

Oysa bayram; kırgınlıkları onarma, hataları kabul etme ve yeniden sorumluluk alma zamanıdır.

Çünkü gerçek bayram, insanın kendini temize çıkardığı değil, kendini düzelttiği gündür.

Başta Erzurumlu hemşehrilerimiz olmak üzere tüm milletimizin Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyor, sorumluluk duygusunun güçlendiği, kalplerin arındığı bir bayram diliyorum.


© Pusula Gazetesi