SAVAŞ NARALARI ARASINDA SÁNCHEZ'İN BARIŞ SESİ

Son günlerde dünya siyasetini izlerken eminimki hepimizin zihninde şu  tuhaf  soru dolaşıyor: Savaş karşıtı olmak gerçekten bu kadar zor bir şey mi? Çünkü küresel gerilimler arttıkça birçok ülkenin lideri ya sessiz kalmayı tercih ediyor ya da diplomatik cümlelerin arkasına saklanıyor. Tam da böyle bir atmosferde, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in savaş karşıtı tutumu dikkat çekici bir örnek olarak öne çıkıyor. Bu duruşu değerlendirirken meseleye sadece siyaset açısından değil, uluslararası hukuk ve ahlaki sorumluluk açısından da bakmak gerekiyor.

Sánchez’in son dönemde yaptığı açıklamalar aslında oldukça basit bir ilkeye dayanıyor ve özünde savaşın çözüm olmadığı gerçeğini yansıtıyor.  Bu, kulağa sıradan bir cümle gibi gelebilir ama uluslararası ilişkiler dünyasında bazen en basit cümleler bile en zor söylenenler olur. Çünkü savaş karşıtı olmak çoğu zaman siyasi risk almak anlamına gelir. Özellikle büyük güçlerin askeri politikalarının tartışıldığı bir ortamda barış vurgusu yapmak, diplomatik bir cesaret gerektirir.

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında bu tutum son derece anlamlıdır. Birleşmiş Milletler sisteminin temelini oluşturan kuvvet kullanma yasağı, devletlerin keyfi biçimde savaş başlatmasını engellemek için oluşturulmuş bir ilkedir. Bu ilke yalnızca teknik bir hukuk normu değil, aslında insanlığın savaşlardan çıkardığı tarihsel derslerin ürünüdür. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan uluslararası düzen, savaş son çare olmalıdır fikri üzerine inşa edilmiştir. Dolayısıyla bir liderin savaş karşıtı bir tutum sergilemesi yalnızca siyasi bir tercih değil, aynı zamanda uluslararası hukuka sadakat anlamına da gelir.

Bu noktada dikkat çekici olan bir başka mesele ise bazı Müslüman ülkelerin sessizliğidir. Dünyanın birçok bölgesinde savaş ihtimali konuşulurken, kendisini İslam dünyasının parçası olarak tanımlayan bazı devletlerin son derece temkinli hatta çoğu zaman sessiz bir pozisyon aldığını görüyoruz. Oysa İslam düşüncesinin tarihsel literatürüne bakıldığında savaşın bile sıkı kurallara bağlandığı bir etik anlayışın bulunduğu bilinir. Sivillerin korunması, ölçülülük ilkesi ve barışın önceliği gibi kavramlar klasik İslam hukukunda da önemli yer tutar.

İşte tam da bu nedenle, savaş karşıtı bir duruşun yalnızca Batılı bir liderden gelmesi aslında düşündürücüdür. Çünkü barışı savunmak herhangi bir dinin, coğrafyanın veya kültürün tekelinde değildir. Barış fikri evrenseldir. Bu nedenle Sánchez’in yaklaşımını değerlendirirken Batılı bir liderin sözleri olarak değil, uluslararası hukuk ve insani değerler açısından anlamlı bir tutum olarak görmek gerekir.

Burada önemli olan nokta şudur, savaş karşıtı olmak dini bir kimliğin sonucu değildir; ahlaki ve hukuki bir bilincin sonucudur. Tarih boyunca farklı dinlere, kültürlere ve ideolojilere sahip birçok düşünür savaşın yıkıcılığına dikkat çekmiştir. Çünkü savaş başladığında ideolojiler değil, insanlar ölür. Bombalar düştüğünde pasaportlara bakılmaz; şehirler, çocuklar ve hayatlar yok olur.

Bu nedenle savaş karşıtı bir söylemin değeri, kimin söylediğinden çok hangi ilkeye dayandığıyla ölçülmelidir. Sánchez’in yaklaşımını ilginç kılan da tam olarak budur. Birçok liderin stratejik hesaplarla konuştuğu bir dönemde, savaşın çözüm olmadığını açıkça ifade etmek aslında oldukça net bir hukuki ve etik mesajdır. Bu mesaj, uluslararası hukukun temel mantığıyla da örtüşmektedir: sorunlar askeri güçle değil, diplomasi ve hukuk yoluyla çözülmelidir.

Küresel siyasette bazen garip bir paradoks ortaya çıkar. Herkes barıştan söz eder ama savaş ihtimali sürekli büyür. Bunun nedeni çoğu zaman liderlerin barışı savunurken aynı anda askeri çözümleri meşrulaştıran bir dil kullanmalarıdır. Oysa gerçek barış söylemi, savaşın kolay bir seçenek olmadığını hatırlatmakla başlar.

Bugün dünyada ihtiyaç duyulan şey tam da budur. Savaşı romantize etmeyen, askeri gücü ilk değil son seçenek olarak gören bir siyasi anlayış. Bu anlayışın kaynağı din değil, insanlığın ortak aklıdır. Çünkü barış bir inanç meselesinden çok bir vicdan meselesidir.

Bana göre, Pedro Sánchez’in savaş karşıtı tutumu bize önemli bir şeyi hatırlatıyor. Barışı savunmak için belirli bir kimliğe sahip olmak gerekmez. Barışı savunmak için yalnızca hukuka, akla ve insan hayatının değerine inanmak yeterlidir. Dünya siyasetinde belki de en nadir bulunan şey tam olarak budur.


© Pusula Gazetesi