Ahmet Altan ve 1915: Edebiyatın Eksik Kadrajı |
O Yıl, Ahmet Altan’ın Osmanlı dörtlemesini noktalayan metin olarak, edebiyatın tarih ve hafızayla kurduğu ilişkinin hem gücünü hem de sınırlarını açıkça ortaya koyuyor. Roman, 1915’in trajedisini güçlü bir edebî dille okura aktarırken, hangi yüzlerin kadraja alınıp hangilerinin görünmez bırakıldığı sorusunu da sessizce soruyor.
YUSUF TOSUN 4 Şubat 2026Ahmet Altan, fikirlerine mesafeli durduğum ama kalemini her zaman dikkatle izlediğim yazarlardan biridir. Onu okurken çoğu zaman düşüncelerini tartmaya çalışmam; daha çok cümlelerinin akışına, kelimelerinin yerleşimine, anlatının ritmine kendimi bırakırım. Çünkü Altan’da üslup, çoğu zaman anlamın önüne geçer. Ne söylediğinden çok nasıl söylediğiyle hatırlanır. Keskin, yer yer acımasız bir dili vardır. Edebiyatın büyüsü de burada devreye girer ve Altan tam da bu yüzden okurunu peşinden sürükler. Bu nedenledir ki her yeni kitabı benim için küçük bir merak hâlidir. Fikirleri bana uzak olsa da üslubu yakındır. O yakınlık, metinle aramda sessiz bir anlaşma olur.
Osmanlı Dörtlemesinin Sonu: “O Yıl”
Ahmet Altan’ın Kasım 2025’te Everest Yayınları’ndan çıkan Osmanlı dörtlemesinin son kitabı “O Yıl” romanını ancak Ocak ayının ortalarında okuyabildim. Dört yüz yedi sayfa, beklediğim gibi hızla aktı. Roman, 1915 yılını, Çanakkale Savaşı’nı ve özellikle Ermeni Meselesi’ni merkeze alıyor. Bu merkeze alış, olayların çok yönlü bir tarihsel muhasebesini sunmaktan çok, Altan’ın zihninde şekillenmiş bir duygu ve anlam dünyasını okura aktarma çabası olarak duruyor. Roman, tarihsel denge kurma iddiası taşımıyor, aksine, belirli bir trajediyi ve bu trajedinin yarattığı ahlaki sarsıntıyı edebiyatın imkânlarıyla derinleştirmeyi tercih ediyor. Bu yönüyle O Yıl, tarih anlatmaktan çok, tarihle kurulan kişisel ve vicdani bir ilişkiyi görünür kılmayı amaçlıyor. O nedenle kelimeler özenle seçiliyor. “Soykırım” ifadesi hiç kullanılmıyor mesela. Sadece birkaç yerde “tehcir” kelimesine rastlıyoruz.
İşin doğrusu daha önce yayınladığı romanlarında da benzer bir duruşu var yazarın. Osmanlı dörtlemesinin önceki kitapları olan İsyan Günlerinde Aşk, Kılıç Yarası Gibi ve Ölmek Kolaydır Sevmekten, imparatorluğun çözülme sürecini farklı tarihsel eşikler üzerinden ele alırken; savaş, iktidar ve ahlaki savrulmaları bireylerin iç dünyası üzerinden anlatıyordu. Saray çevrelerinden cephe gerisine, iktidarın merkezinden taşranın kırılganlığına uzanan bu anlatı hattı, büyük tarihsel kırılmaları kişisel hikâyelerle iç içe geçiriyordu. O Yıl ise bu çizgiyi 1915’e taşıyarak, dörtlemenin hem tarihsel hem de duygusal açıdan en ağır yükünü sırtlanan, doğal ve sert bir final metni olarak öne çıkıyor.
Aşkın ve Trajedinin İki Yüzü: Ragıp Bey ve Efronya
Ahmet Altan, O Yıl romanında 1915’e dair anlatısını, Talat Paşa ve Enver Paşa döneminde Ermenilerin maruz kaldığı zulmü merkeze alarak kurar. Bu anlatının taşıyıcıları, Çanakkale Arıburnu cephesinde görev yapan topçu komutanı Ragıp Bey ile Ermeni asıllı bir hemşire olan Efronya’dır. Efronya, romanda yaşanan büyük felaketin tekil ama yoğun bir temsili olarak yer alır; bireysel hikâyesi kolektif bir trajedinin edebî yoğunlaşma noktası hâline gelir. Ragıp Bey ile Efronya arasındaki aşk, romanda hakikatin iki parçalı bir yüzü gibi kurgulanır. Bir yanda cephede savaşan ve imparatorluğun çözülüşüne tanıklık eden bir Osmanlı subayı, diğer yanda aidiyetini, geçmişini ve yakınlarını kaybetmiş bir Ermeni kadın vardır. Bu ilişki, iki karşıt tarihi uzlaştırmaktan çok, aralarındaki kırılmayı görünür kılar; Altan, romanın ahlaki ve duygusal yükünü bu gerilim üzerinden kurar.
Efronya’nın yalnızlığı, geçmişle kurduğu içe dönük ilişki ve Osman karakteri aracılığıyla ölülerle konuşması, romanın ruhunu belirleyen temel unsurlardandır. Osman, hayatı yaşayanlardan değil ölülerden öğrenmeyi tercih eden bir figürdür. Bu tercih, romanın zamana, mekâna ve hafızaya bakışını açığa çıkarır. Anlatı doğrusal bir zaman çizgisi izlemez; tayy-i zaman ve tayy-i mekân yoluyla geçmişle şimdi, yaşayanlarla ölüler iç içe geçirilir. Böylece O Yıl, tarihsel bir anlatıdan çok, hafızanın parçalı ve sarsıcı doğasını yansıtan bir edebî yapı kurar.
Tanrı, İnsan ve Dürüstlük Sorgulaması
O Yıl, tarihsel trajedinin yanı sıra güçlü bir metafizik ve ahlaki sorgulama hattında ilerler. Bu hattın dikkat çekici duraklarından biri, romanda farklı bir renk olarak beliren Rus Kontesi Anya’dır. Bir yangından kurtulduktan sonra hayatına Nizam’la devam eden Anya, inançsızlığı ve ironik diliyle öne çıkar. Nizam’a duyduğu aşkı “Boş ver, bir imam nikâhımızı kıyar; sonra oturur şampanya içeriz” sözleriyle dile getirmesi, romanın kutsal olanla gündelik olan arasındaki sınırları bilinçli biçimde bulanıklaştırdığını gösterir. İnançsız bir karakterin dini bir ritüeli hafife alarak sahiplenmesi, Altan’ın Tanrı fikrine yaklaşımındaki çelişkili alanları görünür kılar.
Romanın sorgulayıcı tonu, daha ilk cümlede........