Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?

Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?

Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?

Bir zamanlar halka güç veren karşı kültür idealistleriydiler. Bugün ise açgözlü tekelciler haline geldiler. Devlet tarafından herhangi bir şekilde dizginlenmektense demokrasimizi yok etmeyi tercih edecek durumdalar. Ve durdurulmaları gerekiyor.

I. Şu Deccal Saçmalığı

Amerikan teknokrasisinin yükselişini yirmi ikinci yüzyılda inceleyecek tarihçiler, bu dönüşümün zirvesini Peter Thiel’in Eylül ve Ekim 2025’te San Francisco’daki Commonwealth Club’da verdiği dört konferansta bulabilir. Thiel’in serveti 29 milyar dolar. Kendisi veri madenciliği devi Palantir’in yönetim kurulu başkanı ve PayPal’ın kurucularından biri. Bu tarihçiler, Amerikan teknokrasisinin garajlarda tuhaf icatlarla uğraşan, Whole Earth Catalog okuyan neşeli tiplerden Philip K. Dick kehanetlerini hayata geçiren karanlık oligarklara dönüşümünü izlerken, o dört konferansa özel bir yer verebilir. Konferansların konusu Deccal’di.

Thiel şöyle açıklıyordu: “On yedinci, on sekizinci yüzyılda Deccal, bir Dr. Strangelove olurdu; bu türden kötü, çılgın bilim yapan bir bilim insanı.” Thiel konuşurken dışarıda onlarca protestocu yürüyordu. Bazıları şeytan kostümü giymişti. Ellerindeki pankartlarda “Son Yakın / Palantir Yoldur / Thiel Yolu Gösteriyor” gibi ifadeler yazıyordu. Thiel devam etti: “Yirmi birinci yüzyılda Deccal, bütün bilimi durdurmak isteyen bir Luddit’tir. Greta ya da Eliezer gibi biridir.” Greta, İsveçli iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’di. Eliezer ise Berkeley merkezli yapay zekâ eleştirmeni Eliezer Yudkowsky’ydi.

Sınıf savaşı bundan daha zıvanadan çıkmış hale pek gelemez. Amerikan plütokrasisi hakkında ne derseniz deyin, ekonomik çıkarını nadiren dinî bir zorunluluk olarak çerçeveler. Ama Silikon Vadisi daha masum günlerinde bile büyüklenmeye yatkındı. Yalnızca yeni bir teknolojiyi değil, insan bilincinde yeni bir ilerlemeyi müjdeliyordu. Şimdi ise teknokratik elitin bir prensi, teknolojinin gelecekteki refahını kelimenin tam anlamıyla Şeytan’ın ajanlarına karşı bir savaş olarak çerçeveliyordu. Thunberg ve Yudkowsky de bu anlatıda Yecüc ve Mecüc rolüne yerleştiriliyordu. Thiel’in hâkimiyetinin biraz daha fazla devlet denetimine ihtiyaç duyduğunu ima edin; sizi ateş gölüne atması işten bile olmayabilir.

Thiel’in konuşmaları hak ettiği ölçüde dehşet dolu bir kamuoyu tepkisi doğurdu. Ama onun yaptığı, teknoloji baronları arasında artık geleneksel bilgelik haline gelen yapay zekânın gelişi hakkındaki binyılcı duygunun yalnızca en lafzî ifadesiydi. Thiel’in dijital geleceğe Vahiy Kitabı’nı uygularken yaptığı taktik hata, mesajını açıkça Kitab-ı Mukaddes’e dayalı tutmasıydı. Ama diğer teknoloji liderleri aynı anlatıyı sekülerleştiriyor. Columbia hukuk profesörü ve teknoloji eleştirmeni Tim Wu bana bu görüşü şöyle tarif etti: “Teknoloji tanrısal özdür.” Yapay Genel Zekâ, yani insan zekâsını her boyutta aşan yapay zekâ da “İkinci Geliş”tir.

Hikâye şöyle ilerliyor. İyi ile kötü arasında bir savaş geliyor. İyi olan yapay zekâdır; kötü olan devlet düzenlemesidir. Yapay zekâ kazanırsa, insan zekâsının entelektüel olarak üstün bilgisayarlar tarafından gölgede bırakıldığı Yeni Kudüs doğacaktır. Bu bilgisayarlar, kelimenin gerçek anlamıyla olmasa bile mecazi olarak, İsa Mesih’in dönüşünü temsil edecektir. Teknoloji çevreleri buna Tekillik diyor. Silikon Vadisi yöneticileri, o büyük diriliş gününe hazırlanmak için Kaliforniya’nın Santa Clara County bölgesindeki bir kuruma beş günlük seminer ücreti olarak 15.900 dolar ödeyebiliyor. Kurumun adı — şaka yapmıyorum — Singularity University.

Gelecek o şafak ne kadar görkemli olacak! İngiliz matematikçi Irving John Good, Tekillik kavramını ortaya atan metin olarak sık sık anılan 1965 tarihli bir denemesinde şöyle yazmıştı: “İlk ultra-zeki makine, insanın yapmaya ihtiyaç duyacağı son icattır.” Bundan çıkan sonuç şudur: Yapay genel zekânın gelişini engelleyen ya da onun gelişimini herhangi bir şekilde kontrol etmeye çalışan herkes, yedi başlı Canavar’la iş birliği içindedir. Elbette gerçek anlamda bir canavardan söz etmiyoruz. Buradaki canavar, devlet müdahalesi ya da bu hikâyenin daha aşırı versiyonlarında demokrasinin kendisidir. Her iki durumda da müdahaleciler ne pahasına olursa olsun durdurulmalıdır.

Silikon Vadisi risk sermayedarı ve Netscape’in kurucularından Marc Andreessen’in Ekim 2023’te internette yayımladığı “Tekno-İyimser Manifesto”da anlattığı hikâye de aşağı yukarı budur. Andreessen’in serveti 1,9 milyar dolar. “Yapay zekânın bizim simyamız, bizim Felsefe Taşı’mız olduğuna inanıyoruz,” diye yazdı. Kurşunu altına, oradan da ebedî hayat iksirine dönüştürmeyi amaçlayan bir sürece atıf yapıyordu. Hatırlatayım: Böyle bir şey mitoloji dışında hiçbir zaman var olmadı. Ayrıca şunu da yazdı: “Yapay zekâdaki herhangi bir yavaşlamanın canlara mal olacağına inanıyoruz. Var olması engellenen yapay zekâ sayesinde önlenebilecek ölümler bir tür cinayettir.” İtalik vurgu bana ait. Andreessen “sürdürülebilirlik”, “sosyal sorumluluk”, “risk yönetimi” ve “teknoloji etiği” gibi sağduyuya dayalı kavramlara savaş ilan etti. Çünkü bunlar “teknolojiye ve hayata karşı yürütülen kitlesel bir moral bozma kampanyasının” parçasıydı.

Andreessen kulağa Sand Hill Road’da boynuna ilan tahtası asıp dolaşan kaçık biri gibi gelebilir. Ama teknoloji dünyasında son derece etkili bir isimdir. Risk sermayesi şirketi Andreessen Horowitz, 90 milyar dolarlık varlığıyla Silikon Vadisi’nin en zenginidir. Daha önce Demokrat adaylar için açıkça bağış toplayan Andreessen, 2024’te Donald Trump’ın seçilmesi için 5,5 milyon dolar harcadı. Ayrıca Elon Musk’ın Department of Government Efficiency, yani DOGE için personel toplamasına yardım etti. Bloomberg’den Emily Birnbaum ve Oma Seddiq şubat ayında Andreessen Horowitz’in, “teknoloji şirketlerinin yapay zekâ planlarını etkileyebilecek hamleleri değerlendirirken üst düzey Beyaz Saray yetkililerinin ve Cumhuriyetçi kongre yardımcılarının yaptığı ilk dış arama” olduğunu bildirdi.

Konuşulan şey gerçek ya da mecazi bir Tanrı olabilir. Ama gerçekte söz konusu olan, her zamanki gibi Mammon’dur, yani paradır. Teknoloji efendilerinin devlet müdahalesine yönelik sert muhalefeti, özel sektör içinde kelimenin tam anlamıyla benzeri görülmemiş kolektif bir finansal yapay zekâ yatırımını yansıtıyor. The Wall Street Journal şubat ayında, Meta yani Facebook, Amazon, Microsoft ve Alphabet yani Google’ın bu yıl yapay zekâ geliştirmeye harcayacağı 670 milyar doların ABD gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 2,1’ine denk geldiğini bildirdi. Bu oran, ABD’nin 1850’lerde demiryollarını inşa etmek için harcadığından biraz daha fazla. O dönemde oran GSYH’nin yüzde 2’siydi. Eyaletler arası otoyol sistemini inşa etmek için harcanandan ise çok daha fazla; o oran yüzde 0,4’tü. Ay’a insan göndermek için harcanandan da çok daha fazla; o oran yüzde 0,2’ydi. Journal’ın GSYH’den daha büyük pay aldığına işaret edebildiği tek ulusal yatırım Louisiana Satın Alması’ydı; oran yüzde 3’tü. Bu satın alma neredeyse ABD’nin yüzölçümünü ikiye katladı. Ama bu 1803’teydi; GSYH bugünkü 31 trilyon dolar değil, küçücük 488 milyon dolardı. Dahası, bu önceki altyapı projelerinin aksine, yapay zekâya bu yıl yapılan 670 milyar dolarlık yatırım tamamen özel sektör fonlarından geliyor.

Bahislerin büyüklüğü Silikon Vadisi’ni Cumhuriyetçi Parti’nin kollarına itti. Daha 2020 kadar yakın bir tarihte teknoloji sektörü Trump’a karşı Joe Biden’ı ezici biçimde destekliyordu. Bağışlarının yüzde 98’i Demokratlara gidiyordu. O yıl en büyük teknoloji bağışçısı Netflix yönetim kurulu başkanı Reed Hastings’ti; Demokratlara 5 milyon dolardan fazla verdi. Ama 2025 sonlarına gelindiğinde, kâr amacı gütmeyen Public Citizen’ın bulgularına göre teknoloji sektörünün siyasi harcamalarının neredeyse dörtte üçü Cumhuriyetçilere gitti. En büyük teknoloji bağışçısı Musk’tı; Cumhuriyetçilerin seçilmesi için 351 milyon dolar verdi. Elbette Musk’ın etkisi olağanüstü büyüktü. Teknoloji sektörünün siyasi harcamalarının neredeyse yarısı yalnızca Musk’tan geldi. Ama Trump 2024’te kazandıktan sonra diğer teknoloji patronları da sıraya girdi. Trump’ın ikinci yemin törenine katılmak için adeta yarıştılar. Dördü — Musk, Meta’dan Mark Zuckerberg, Amazon’dan Jeff Bezos ve Google’dan Sundar Pichai — Trump’ın kabine üyelerinin önüne oturtuldu. Bu yer daha önce eski başkanlara ve göreve gelen başkanın ailesine ayrılırdı. Bu dijital Rushmore, Trump’ın yemin törenine ve planlanan “Altın Balo Salonu”na toplam 26 milyon dolar katkıda bulundu. Genel olarak teknoloji sektörü 48,6 milyon dolar verdi. Size ve bana göre bu çok para. Teknoloji şirketleri içinse bozuk paradır.

Yakın zamana kadar teknoloji sektörü Washington’daki lobi sahnesine sınırlı ilgi gösteriyordu. On yıl önce lobi yapan sektörler arasında dördüncü sıradaydı. OpenSecrets adlı kampanya sitesine göre, birinci sıradaki Büyük İlaç sektörünün harcadığının yarısından azını harcıyordu. Ama verinin mevcut olduğu son yıl olan 2025 sonlarına gelindiğinde teknoloji ikinci sıraya yükselmişti. Lobi harcamalarında hâlâ birinci olan Büyük İlaç’ın yaklaşık dörtte üçü kadar harcama yapıyordu. Nedeni yapay zekâydı. Axios’tan Ashley Gold’un belirttiği gibi: “Yapay zekâ Washington’daki ayak izini yalnızca büyütmedi. Teknoloji lobiciliğini bütünüyle yuttu.” Teknolojinin şirket birleşmeleri, mahremiyet ve ifade özgürlüğü üzerine mevcut lobiciliğine kripto, savunma alımları ve veri merkezlerinin doymak bilmez enerji ihtiyaçları gibi yeni başlıklar eklendi.

Silikon Vadisi’nin kendi kongre üyesi olan Demokrat Temsilci Ro Khanna bile teknolojinin erişiminden endişeleniyor. Khanna kasım ayında şöyle tweet attı: “Şirketlerin daha fazla kâr elde etmek için yapay zekâyı işleri ortadan kaldırmak amacıyla kullanmasını engelleyecek düzenlemelere ihtiyacımız var.” “Kitlesel yerinden etme üzerine bir vergi olmalı.” Khanna, Kaliforniya’da önerilen milyarderler için tek seferlik yüzde 5 servet vergisini destekledikten sonra, Andreessen Horowitz’in bir ortağı X’te Khanna’ya “iğrenç bir hödük” dedi ve onu “kahrolası şekilde görevden göndermek” için oy verme sözü verdi. Khanna’nın kendisini “ilerici kapitalist” diye tanımlaması önemli değildi. Daha geçen yıl Andreessen Horowitz ortaklarından 15.000 dolar kampanya katkısı toplamış olması da önemli değildi. Kimse onu radikal biri olarak görmez. 2024’te govtrack.us onu Temsilciler Meclisi’nin soldan altmış yedinci üyesi olarak derecelendirmişti. Teknoloji camiası pencereden baktığında yalnızca düşman görüyor.

Bu, bir kuşak önce gücü ve bilgiyi sıradan insanlara dağıtma vaadiyle ortaya çıkmış bir sektördü. Şimdi ise Tekillik’e doğru koşarken gözetimi, yanlış bilgiyi, tekelleşmeyi ve öldürücülüğü fetişleştiriyor. Bu Tekillik, içinde finansal çıkarı olmayan düşünen insanlar için ciddi kaygı doğuruyor. Bu sektör nasıl bu kadar canavarlaştı?

II. Bilgisayarlar Özgürlük Demekken

Stewart Brand, Rolling Stone’un Aralık 1972 sayısında şöyle yazmıştı: “Hazır olun ya da olmayın, bilgisayarlar halka geliyor.” Kapağında Carlos Santana vardı. “Bu iyi haber; belki de psikedeliklerden bu yana en iyi haber.” Brand daha önce romancı Ken Kesey’nin Merry Pranksters grubunun üyelerinden biriydi. Bu, LSD kullanan genç uyumsuzlardan oluşan bir gruptu. Çok renkli bir okul otobüsüyle yaptıkları yolculukları Tom Wolfe, The Electric Kool-Aid Acid Test adlı 1968 tarihli kitabında ünlü biçimde anlatmıştı. Brand daha sonra Whole Earth Catalog’u yarattı. Bu, toprağa yakın ve “Sistem”den uzak yaşamak için hazırlanmış son derece popüler bir karşı kültür rehberiydi. Okurlar en iyi kesme boncukları nereden alabileceklerini, jeodezik kubbenin nasıl inşa edileceğini, I Ching’in ne olduğunu ya da Volkswagen Beetle’larını nasıl tamir edeceklerini öğrenebiliyordu. Apple’ın kurucusu Steve Jobs, 2005’te Stanford’daki mezuniyet konuşmasında Whole Earth Catalog’u “Google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, kâğıt biçimindeki Google gibi bir şey” diye hatırlayacaktı. Brand ayrıca hâlâ faaliyette olan erken dönem çevrimiçi tartışma forumu The WELL’i de kurdu.

Brand, 1972’de bilgisayarların yaklaşan demokratikleşmesi hakkında yazdığında, bilgisayarlar hâlâ yalnızca hükümetlerin, büyük şirketlerin ve üniversitelerin erişebildiği dev ana makinelerdi. Lewis Mumford, 1970 tarihli The Pentagon of Power kitabında bilgisayarı “her yerde hazır bulunan Yönetici Göz” diye adlandırmıştı. Ona göre bu göz “emirlerine mutlak uyum isteyen” bir varlıktı; çünkü “ondan hiçbir sır saklanamaz ve hiçbir itaatsizlik cezasız kalamazdı.” Popüler kültür de bilgisayarları benzer biçimde yüzsüz kötü karakterler olarak sunuyordu. 2001: A Space Odyssey filmindeki “Üzgünüm Dave, korkarım bunu........

© Perspektif