Viktorya’da Elit Üretimi ve İki Yahudi Aile |
Viktorya’da Elit Üretimi ve İki Yahudi Aile
Viktorya’da Elit Üretimi ve İki Yahudi Aile
Viktorya İngiltere’si sermayeyi hukuk ve gelenekle aristokratikleştirmeyi başarırken, Osmanlı modernleşmesi aynı ölçüde kalıcı bir mülkiyet kültürü ve sivil aristokratik devamlılık üretemedi.
İmkân bulabildikçe kızım ve ailesini ziyaret etmeye çalışıyoruz. O da benim ilgi alanlarım doğrultusunda güzergâhlar belirliyor, destek oluyor. Bu sefer ana konumuz Viktorya çağında geleneğin yeniden inşasına ilişkin örneklerdi. Güzergâh olarak bize uygun olan, sistemin ve Viktorya düzeninin doğrudan merkezine girebilmiş iki Yahudi aile vardı: Rothschild ve Disraeli aileleri. Bu amaçla Ferdinand Rothschild ve Benjamin Disraeli’nin malikânelerini gezmiş olduk.
Başta ifade ettiğim gibi bu geziler yalnızca tarihî binaları görmekten ibaret değildi. Bu aileler üzerinden 19. yüzyıl İngiltere’sinde devlet, aristokrasi, sermaye, görgü ve kültürel meşruiyet arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu yerinde gözlemleme imkânı buluyorduk.
Disraeli ve Rothschild: İki Entegrasyon Modeli
Ferdinand de Rothschild ile Benjamin Disraeli arasında sembolik bir benzerlik vardır. İkisi de Avrupa’nın dışarıdan gelen Yahudi kökenli ailelerinin İngiliz aristokrasisine “kabul edilme” hikâyesinin farklı yüzlerini temsil ediyorlardı. Ancak bunu farklı yollarla yaptılar. Disraeli siyaset üzerinden yükselirken, Rothschild ailesi finans, sanat, kültürel prestij ve malikâne medeniyeti üzerinden aristokratik dünyanın parçası olmaya çalıştı. Aslında Disraeli ile Rothschildlar aynı dönemin iki farklı “entegrasyon modeli” gibiydi.
Her iki hikâyede de mesele yalnızca zenginleşmek değil, “meşruiyet” kazanmaktı. Viktorya İngiltere’sinde bu meşruiyet; görgü, sanat zevki, mülkiyet estetiği, kurumsallık ve kültürel süreklilik üzerinden oluşuyordu.
Anglikanlaşma ve Siyasal Meşruiyet
Benjamin Disraeli çocuk yaşta din değiştirerek Anglikan kilisesine geçmişti. Bu tercih yalnızca dinî değil, aynı zamanda sosyolojik ve siyasal bir anlam taşıyordu. Viktorya dönemi İngiltere’sinde devlet elitine tam anlamıyla dahil olabilmek için Anglikan kültürüne yakınlaşmak neredeyse zorunlu sayılıyordu.
Disraeli bu dönüşüm sayesinde yetenekleriyle İngiliz muhafazakârlığının merkezine kadar yükselebildi. Onun Kraliçe Victoria ile kurduğu ilişki de sıradan bir başbakan–hükümdar ilişkisini aşmıştı. Victoria, Disraeli’nin zekâsına, hitabetine ve imparatorluk vizyonuna büyük hayranlık duyuyordu. Disraeli ise kraliçeye yalnızca anayasal bir hükümdar gibi değil, imparatorluk ruhunun sembolü gibi davranıyordu. Bu karşılıklı psikolojik uyum Disraeli’nin aristokratik meşruiyetini daha da güçlendirdi.
Rothschildlar ve Kültürel Kabul Süreci
Rothschild ailesinin hikâyesi ise farklı gelişti. Onlar büyük ölçüde Musevi kimliklerini koruyarak İngiliz elit sistemine girmeyi başardılar. Bu durum İngiltere açısından daha da dikkat çekiciydi. Çünkü Viktorya İngiltere’si başlangıçta dışlayıcı bir aristokratik yapıya sahip olsa da zamanla finansal güç, kültürel sermaye, sanat koruyuculuğu ve mülkiyet aristokrasisi üzerinden Yahudi bir aileyi sistem içine alabildi.
Rothschildlar yalnızca banker olarak değil, sanat hamileri, koleksiyonerler, hayırseverler ve malikâne kültürünün taşıyıcıları olarak da kendilerini kabul ettirdiler. Bu nedenle Waddesdon Manor, Tring Park veya Mentmore Towers gibi malikâneler yalnızca zenginlik göstergesi değil, aynı zamanda “entegrasyon kabul” sürecinin mimari sembolleriydi.
Judengasse’den Londra’ya
Rothschild ailesi aslında Frankfurt’taki Judengasse’den, yani Yahudi gettosundan yükseldi. Ailenin kurucusu Mayer Amschel Rothschild’in oğullarını Avrupa’nın büyük başkentlerine göndermesi modern finans tarihinin en önemli aile ağlarından birini doğurdu. Nathan Rothschild Londra’ya yerleşerek İngiliz kolunu kurdu.
Ondokuzuncu yüzyılda Britanya İmparatorluğu’nun büyümesiyle birlikte Rothschildlar devlet tahvilleri, savaş finansmanı, demiryolları ve uluslararası krediler üzerinden olağanüstü bir güç kazandı. Ancak finansal güç tek başına aristokratik kabul anlamına gelmiyordu. İngiliz aristokrasisi özellikle belirttiğimiz gibi Viktorya çağında yalnızca zenginliği değil; soy, görgü, sanat koruyuculuğu, kırsal malikâne kültürü ve sosyal ritüelleri de meşruiyet ölçüsü sayıyordu. Bu yüzden Rothschild ailesi bankerlikle yetinmedi, İngiliz aristokrat yaşam tarzını yeniden üreten büyük malikâneler inşa etmeye başladı.
Waddesdon Manor: Sermayenin Estetikleşmesi
Bu bağlamda gezdiğimiz Waddesdon Manor ve Tring Park yalnızca birer ev değil, adeta bir “entegrasyon veya........